Jack London, hayatta kalma mücadelesiyle geçen yaşamını yazdığı romanlarda satır aralarına
gizlemiştir. Eserlerinde deneyimlerinin izini sürmek bazen heyecan, bazen de hüzün
vermektedir. “Oyun” adlı eserinde de Joe Fleming ve Genevieve’in yakınlaşmasını ve oyunlar
sarmalının dört bir yanımızı her an sardığını hissettirmektedir. Eril alanın kesin
sınırlarla belirlenmiş olması kadın ve erkek arasındaki mesafeyi anlatmaktadır. Genevieve’in soyadı
vurgusunun eserde hiç yapılmaması bile o zamanın kadın ve erkek algısına dair bir delildir
diyebilirim. Romanın kahramanları Joe Fleming ve Genevieve iyi ailelerden
gelmektedirler. Zarif bir görgü ile bezenmişlerdir. Sosyal ilişkilerinde oldukça mesafelidirler.
Eseri okurken Joe ve Genevieve’in nasıl bir çocukluk geçirdiklerini, hangi
oyunları oynadıklarını, sokakta ne kadar vakit geçirdiklerini ve çocukluk yaşantılarının
onların şimdisine nasıl etki ettiğini kendime sormadan edemedim. Ya kendi çocukluğum ve şimdim?
Çocukluğumu düşününce ilk aklıma gelen oyunlar ve oyun arkadaşlarım değil… Hatta yüzler ve
oyunlar o kadar silik ki hatırlamak için uğraşmam gerekti. Çoğunlukla evde kendi başınalıklarla
hatırlıyorum çocukluğumu… Bunun dışında kalan zamanlarda bahçemizde kendi başınalıklarım
var. Hiç sokakta oynamadım mı? Oynadım elbette. Ama bir gözü balkonda çocuklardandım. Annem
görünür görünmez itirazsız “Eve gitmem gerek” diyenlerdendim. Yetişkinler buna uslu çocuk
diyorlar. Bense çocukluğunun büyük bir kısmı boşa gitmiş yetişkin…
Sokakta geçirdiğim zamanlarda her köşebaşı zamansız ve mekansız bir oyun alanına dönüşürdü.
Oyunlarımız kız ve erkeklerin bir arada oynadıklarındandı. Kimse kuralları anlatmazdı ya da bir
yerlerde yazmazdı ama hepimiz bilirdik. Yoksa kurallar bir yazılım gibi çocuklukla birlikte
yüklenen bir şey miydi? Sokağa tek başına çıkabilme yaşına gelince bir anda sokak oyunları klasörü
açılıp bize mi yükleniyordu? Bazen kurallı bazen de kuralsız oyunlarım…
Evden dışarı atılan ilk adım cesaretimin ilk aşaması gibiydi. Bisikletime atlayıp son hız yarışlar
ve diğer mahallelere gidişlerim tüm cazibesiyle bana göz kırpan dünya keşfidir. Yıllar sonra aynı
sokakları görmeye gittiğimde sokakların aslında o kadar da uzun ve birbirine uzak
olmadıklarını fark etmem bende büyük şaşkınlık yaratmıştı.
Jack London “Oyun” adlı eserinde benzer bir rüzgarın etkisiyle kelimeleri kullanmış. Bisikletimle
son sürat giderken yüzümde hissettiğim rüzgarın aynısı. Tekerlekleri beyaz kendisi parlak
bordo bisikletim… Babamın bana hiç bir şey söylemeden kendiliğinden bir gün alıp getirdiği
bisikletim… Yaşadığım coğrafyanın aksine bir kız çocuğu olmamın herhangi bir eksiğim olmadığını
içimde bildiğim şekilde…
Yaşasın oyunun özgürlüğü!
Oyun oynamayı ne zaman bıraktığımı hatırlamıyorum ama tek hatırladığım artık büyük bir kız
olduğum ve evde oturmam gerektiği. Neşeli olmayı çok sevdim hep ama buna pek iznim yoktu sanırım.
Neşe de haz verir ve haz yasaktır. Yasak olmayan tek şey oyun. Oyunda haz örtük ve daha görünmez
olsa gerek. Belki de hazza izinli olduğumuz tek yer oyun…
Kitapta anlatılanlar adeta insanların içinde aynı anda var olan siyah ve beyaz kadar zıt maskeleri
ortaya koyuyor. Zarif bir hanımefendi ve arzulayan bir kadın, kibar bir beyefendi ve yumruklarını
rakibine savuran hoyrat bir adam… Birbirlerinde gördükleri bu halleri, içsel olarak tepkilerini
farketmeleri ve kimi zaman mahçup hissedip kimi zaman cesur davranmaları
kendileriyle tanışmanın bir parçası olsa gerek. Oyun, ortaya çıkışı itibariyle kadın-erkek
mahremini aşmak ve hazzı kamufle etmek için mi var olmuştur acaba sorusu zihnimde dönüyor. Din,
kadın ve erkeği bu kadar uzaklaştırmışken yaradılışın özü olan hazzı yok saymak mümkün müdür?
Haz ve acı günahla karışmış ortaya lezzetinden baş döndürücü bir meyve çıkmıştır. Yasak
elma…
Jack London bu eserde kadın için “.. erkeğini böylesine büyük bir güçle avcunun içine alan
olgu” demektedir. Burada kadının büyü ile anılması, ve erkeklerin iradesini ele geçirmesinden
bahsedilmektedir. Yüzyıllar önce yakılan lanetli cadılar gibi… Ya onları yakanlar?
Okurken ilk hissettiğim Adem ve Havva’ya dair anlatılanlardır. Hatta ara ara
Genevieve Lilith’e atfedilen özellikleri de taşımaktadır. Lilith dini hikayelerimizde
kabul görmez. Sonradan bahsi geçmiş bir karakterdir. Adem’e ilk Lilith gönderilir ve
uyum göstermeyi reddeden Lilith’i alması için Adem Tanrı’ya yalvarır. Sonra Tanrı, anlatılana göre
Adem’in kaburgasından Havva’yı yaratır. Havva uyumludur ve Adem’in kolunun kanadının altına
girmeye müsait bir mizaçtadır. Ancak aynı Havva, Adem’in cennetten kovuluşuna da sebep olmuş ve
büyük günahı işlemesi için bir nevi azmettirmiştir. Yine kadın ve büyü etkisi burada da vardır.
Kitabın sonlarına doğru da ilk günah göndermesi yapılması kesinlikle beklediğim bir
ayrıntıdır. Bence tüm bunlar eril zihinlerin hikayeleridir. Ancak anlamadığım şey erkeği de bu
kadar zeka bakımından aşağıda yansıtmasıdır. Hem erkeklerce yazılması hem de erkeklerin zekasını
aşağılamasına gerçekten çok içerliyorum. Peki hakikat nedir? Bizlerin hiç bilmediği belki de hiç
aramadığı derin kuyularda sırlı bir karanlıktır.
Günah işlemek yasaktır ve insan yasaklara çekilir. Haz burada yasak olanın
yapılmasından dolayı katlanır. Belki de bundan dolay oyun oynamayı bulmuştur insan kim bilir? Oyun
örtüsüyle sırlı veya perdelenmiş günah kimse tarafından yadırganmaz.
Kitap boyunca haz ve şehvet satır aralarından ince ince sızmaktadır. Buna şefkat eşlik eder
ve tüm bunlar sadece oyun içerisinde olan şeyler değidirl. Özellikle kadın ve erkek arasındaki
çekim de buna dahildir. Hatta ringde Joe Fleming’in hissettiği ve cinsellikte yaşanan o
kadar benzeşmektedir ki. Genevieve’e boksu anlatırken kazandığı anda alkışların kopmasından ve “Ben
en iyisiyim” demesi buna delildir. Erkeğin iktidar mücadelesi. Ringde de yatak odasında da başarmak
zorundadır çünkü bu kolektif bilinçte böyle kodlanmıştır ve aksi “düşünülemez”.
Yoğun bir dopamin salgısı söz konusu. Dopamin ve haz, hırs ve her şeyin önüne geçen şey.
Aşk ikinci planda kalmaktadır. Burada daha kırılgan bir hal alıyor aşk ve Genevieve
çünkü hazzın erkeği katı çelikten bir hale getirdiğini düşünmektedir. Belki de erkek
kadının manipülatif haliyle baş edebilmeyi böyle başarıyor çünkü direnç gösterebilmek ve kadına
karşı iradesini ortaya koyabilmek çok zor. Genevieve’in aşık olduğu Joe ise körpe bir oğlan
gibidir. Bir başka ifadeyle aşk erkeği böylesine körpe ve masum gösterir. Aşk da bir çeşit büyüdür.
Gözü ve kalbi kör eder. Hakikati görmek zorlaşır.
Genevieve hem Joe’nun cazibesine kapılmaya gönüllüdür hem de içini büyük bir korku
kaplar. Erkeğin bu “yabansı kudreti” hem korkutur hem de kendine çeker onu.
Gladyatörlerin eski Roma’da müsabakalara girmesi de oyundur ve sonu ölümlü biter..
Öldüren kişi asla eskisi gibi olamaz sanırım. Raskolnikov katil oldu ve kendi yeniden
doğuşunu yarattı aslında. Kadınların çekim hissettikleri çelik gibi ve hırpani adamlar oldular
sanırım. Günümüzde kadınlar arasında meşhur söylemden bahsetmeden geçmek istemem, “Ben maço
seviyorum”. Evet çoğu kadının özünde yatan bazılarının dürüstçe dışa vurduğu cümle. Efendi bir
oğlan çocuğunun yapamayacağı bir şey ve de bu. Ancak yabansı kudrete sahip adamlar da narin
kalplerle ne yapacaklarını bilemiyorlar maalesef. Burada oynanan oyun oldukça hassas ve
zorlayıcı çünkü dinamikleri kişi bazında değişiyor. Peki yüzlerce kurbağa mı öpmeliyiz? Tabii
ki hayır. Öncelikle masallardan çıkıp kendimizden yani oğlan ve kız çocuklarından dengeli ve
merkezli yetişkinler doğurmalıyız. Kendi ihtiyaçlarını sadece bir yetişkin belirler ve
karşılayabilir ya da buna çözüm arayabilir. Kısaca sorumluluk alır. Aksi sadece çocuk ve ergen
bilinci arasında gidip gelen yetişkin bedeninde oğlan ve kız çocuklarıdır.
Kadın ve erkeği bu kadar birbirinden ayrıştırmaya meyilli bir dünyada oyunlar kadın ve erkeklerin
kolaylıkla yan yana geldiği tek alan olabilir mi?
Joe sevgilisine pazusunu açıp gösterir ve onun dokunmasını ister. Kadın ve erkek birbirine yasak
elmadır oysa. Burada çocukluğumuzda oynadığımız oyunlarda ki kimilerinin gövde gösterisine
benzemektedir. Bazen karşı cinsten birini etkilemek bazen de hemcinslerine karşı
üstünlük taslamak adına.Kadın eş seçerken içsel olarak çocukluğunda
oynadığı oyunlardan bir örüntü oluşturup yetişkin olunca da bilinçdışında o örüntüye uyan kişiyi
mi seçer?
Çocukken oyun oynamaktan başka hiç bir şey yoktu dünyada. Çocukluğun tam olarak bittiği
ama çoğu kimsenin net bir şekilde hatırlamadığı bir geçiş bir eşiktir oyunu bırakmak.
Ben oyun oynamaktan ne zaman vazgeçtim? Sanırım ergenliğin ilk günleri…
Eserde Genevieve avam insan özelliklerinden uzak daha yukarıda bir karakterdir. Şehrin
çamurlu sokaklarında yürümemiştir. Burada kendini görgü, bilgi beceri olarak üst düzey
yetiştirdiği ifade edilmiştir. Ancak Joe ile karşılaşması ve ona cinsel olarak çekilmesi ve onu
arzulaması sıkışmasına sebep olmuştur. Hatta Joe da aynı şekilde kadını
arzulamasını hayvani bulmuş ve bunu “yakıştıramamıştır” kendisine. Genevieve’in bir rakibi ortaya
çıkar. Joe’nun boksa olan düşkünlüğü ve ondan aldığı haz. Oysa Geneviev kendisinin daha çok haz
vereceğini düşünür ve içerler. Joe’nun ringi ve oyunu anlatımında ki coşkunluk ve şehvet kadının
hoşuna gitmez ve bunu anlamlandıramaz . Tek yol kadının Joe’yu ringde izlemesidir. Ancak bunun
için erkek kılığına girip gizlenmesi gerekmektedir çünkü bu bir erkek oyunudur ve bir
kadının orada olması imkansızdır.
Joe’ coşkunlukla anlatırken Genevieve ağlar ve bu zayıflığın kudreti olarak
nitelendirilir. Böylece kadın erkeğin tüm gücünü ve iradesini eline alır. Karşı tarafın
zayıf noktası bulunmuş ve belki de stratejik bir hamleyle rakibi zayıf noktasından yakalamak üzere
gözyaşları oyun alanına salınmıştır. Gizli silah gözyaşları ve hemen ardından kolaylıkla diğer
uçtaki duyguya geçiştir. Aynı kitapta alışveriş yaparlarken halı tüccarının “Size indirim
yaparım ama kimselere söylemeyin.” demesi gibi. Yani hile işin içine karışır. Bunun çoğu
erkeğe inanılmaz geldiğini düşünüyorum. Bir de masum ve narin ses tonu biz kadınların
diğer gizli silahı olabilir.
Acı veren, haz veren oldukça çileli bir oyundur aşk. Kadının aşk oyunları ve erkeğinkiler
birbirine karışır. Oyun oynarken sadece kendi hamlemizi düşünmeyiz. Karşı tarafın ne
yapabileceğini de düşünürüz. Tahminlerde bulunur ve buna göre strateji geliştiririz. Bunu
bilinçli de yapabiliriz, bilinçsiz de, bilinçdışından da. Belki de çok fazla
senaryo yaratabilmemizin, var saymalarımızın kaynağı bu tarz bir geçmişin üzerine
inşa edilmemizdendir. Sosyal ilişkilerimizde bariyer ve iletişim kazaları bundan
kaynaklanıyor olamaz mı?
Kadın ve erkek ilişkileri de oyuna dahilse görgü kuralları bu oyunun kuralı sayılır mı? Ağır paket
ve çantaları erkekler taşır. Kadına çiçek yollanır. Ben taşıyabildiğimi taşısam ve gücümün
yetmediği için de yardım istesem ben kurallara uymamış mı olurum? Oyunu bozan ilan edilir miyim?
Genevieve neden Joe’ya gülleri çok severim bana gül alır mısın demek yerine saçına gül taktı ve
sonra Joe bir anda çiçek severmiş gibi oldu ve kadına çiçekler
yollamaya başladı. Oysa Joe’nun içinden meyve sepetleri yollamak gelmişti ve kadının
sağlığı için de iyiydi bu. Ama yok ille de beni benim istediğim şekilde seveceksin ey adam… Bu bana
kadınların daha kontrolcü ve boğucu olduğunu düşündürdü. Bizler daha sezgiseliz bence erkekler de
daha akılcı. Ama akılla sevilmez kalple sevilir diye direttik ve sizlerin de ayarlarını bozduk
sanırım beyler… Özür dilerim gerçekten çünkü bizimle başa çıkmak gerçekten zor. Her an dört
mevsimi yaşıyor ve yaşatıyoruz.
Adem Lilith ile devam etseydi dünya neye benzerdi? Biz kadınlara hep erkek daha çok sevsin o ilişki
uzun ömürlü olur dendi, biz de “inandık” ama sonra bizi seven erkeklerle yetinemedik ve sıkıştık.
Tanrı’nın yanına aldığı Lilith, sıkışmış her kadının ruhundan hortladı ve yeryüzüne tekrar
indisanırım. Lilithler doğurmuş ya da bir portal gibi dünyaya geçişini sağlamış olabiliriz.
Kadınlar çeyizleriyle evlenmeyi bırakmadan bu işler rayına oturamayacak diye düşünüyorum.
Genevieve de artık çeyizleriyle otursun bir başına.
Özlem UZUN

