Per Aspera Ad Astra- Zorlukların içinden geçerek yıldızlara ulaşılır.
Hayat bazen uzun ve engebeli bir yol gibi gelir insana. Yürüdükçe yorulduğumuz, durdukça içimizin daraldığı, geriye baktığımızda ise ne kadar mesafe aldığımıza şaşırdığımız bir yol… İşte tam da bu yolculuğun özünü anlatan eski bir söz vardır:
Peraspera ad astra. Zorlukların içinden geçerek yıldızlara ulaşılır. İnsan çoğu zaman yıldızları görmek ister ama karanlıktan geçmek istemez. Işığa ulaşmayı hayal eder fakat gölgenin sabrını gösteremez.
Oysa hayat, ödüllerini acele edenlere değil;
direnenlere, düşse de kalkmayı bilenlere saklar. Çünkü değerli olan hiçbir şey düz bir
yolda bulunmaz. Zirveler hep yokuşların sonundadır.
Zorluklar çoğu zaman cezaymış gibi görünür. Oysa onlar karakterin yoğrulduğu yerlerdir.
Sabır kaslarımızı güçlendiren görünmez antrenmanlardır. Her hayal kırıklığı biraz daha
dayanıklı kılar insanı. Her bekleyiş, iç dünyamızda sessiz bir olgunluk inşa eder. Ve fark etmeden değişiriz: Daha güçlü, daha sakin, daha derin…
Yıldızlar uzaktan bakınca yalnızca ışık gibi görünür. Ama o ışığın ardında milyonlarca
yıl süren bir yanış vardır. İnsan hayalleri de böyledir. Parladıkları an kısa görünür; fakat o
ana gelene kadar içten içe verilen emek uzun ve çoğu zaman görünmezdir.
Belki de mesele, hayatın kolay olup olmaması değildir. Mesele, insanın yürümeye değer
bir yönünün olup olmamasıdır. Çünkü anlamlı bir hedef varsa, dikenli yollar katlanılır
olur. Umut varsa, yorgunluk dinlenmeye dönüşür. İnanç varsa, karanlık yalnızca geçici
bir duraktır.
“Per aspera ad astra” bize şunu fısıldar: Zorlandığın yer, aslında büyüdüğün yerdir.
Vazgeçmek istediğin an, gücünün sınırını genişlettiğin andır. Ve bugün çekilen her
zahmet, yarının ışığını biraz daha yaklaştırır. Belki yıldızlara dokunamayız. Ama onlara
doğru yürümek bile insanı parlatır.

