Bir adam düşünün; babası Köy Enstitülerinin kurucusu, eski Millî Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel. İdealizmin içinde yetişmiş; sorgulamayı, hayata kafa tutmayı ana ocağında öğrenmiş, insan gibi bir insan. İlk şiirini 13 yaşında kaleme almış. Okuduğu Batılı eserler, klasiklerin yanı sıra Divan ve Halk edebiyatı ile lise yıllarında tanıştığı Nâzım Hikmet şiirleriyle kendini inşa etmeye başlamış bir adam.
Şiir yolculuğuna Garip akımı etkisinde başlamış, İkinci Yeni’nin imgeleriyle devam etmiş, toplumcu söylemler içinde sesini bulmuş bir şair. Hayatın içinde, hayata ayna tutan; okuyucusunu yalın gerçekliğiyle yüzleştiren bir şiir emektarı. Şiirlerinde ve düzyazılarında Can’ca bir söylem geliştirerek insana ve özellikle kadınlara dair samimi, eleştirel, ironik ve özgün bakış açısını okuyucularına sunmuş bir değer…
Can Yücel, kadınlara dair yazılarında ve şiirlerinde genellikle sevgi, doğurganlık, anaçlık ve yaşamın kaynağı gibi temaları işler. Ancak onun kadınlara bakışı sadece romantik ya da biyolojik bir çerçevede kalmaz. Kadınların toplumdaki yerini, özgürlük arayışlarını ve toplumsal rollerini sorgulayan bir perspektif sunar. Özellikle ataerkil toplum düzenine eleştiriler getirdiği yerlerde, kadınların maruz kaldığı baskılara dikkat çeker.
Can Yücel, kadınları doğanın bir parçası ve yaşamın kaynağı olarak görür. Doğurganlık, üretkenlik ve yaşamı devam ettirme gücünü kadınlara atfederek onlara büyük bir değer verir. Bu bağlamda kadınlar, onun yazılarında doğanın düzeni ve insanın varoluşuyla sıkı bir bağ içindedir.
Düzünden Yazılar kitabında ve diğer eserlerinde, kadınların toplumdaki rollerinin dar bir kalıba sıkıştırılmasına karşı çıkar. Ataerkil sistemin kadınlar üzerinde yarattığı baskıyı, onların özgürlüklerini kısıtlayan düzenlemeleri ve gelenekleri eleştirir.
Kadını anlatan her mısrasında, onlara olan sevgisi, saygısı ve hayranlığı açıkça görülür. Kadını yalnızca bir sevgili ya da eş olarak değil; aynı zamanda bir dost, bir öğretmen ve bir rehber olarak da görür. Erkeklerden bağımsız bir birey olarak ele alınması gerektiğine vurgu yapar.
Kadın sorunlarını işlerken kullandığı ironi ve mizah, onun eleştirilerinin daha etkili bir şekilde iletilmesini sağlar.
Kadınların eğitimden, iş hayatından ve sosyal yaşamdan dışlanmasının yalnızca kadınlara değil, toplumun tamamına zarar verdiğini vurgular. Bu fikirleriyle, döneminin feminist hareketlerine yakın bir duruş sergiler.
Kadınlara dair kullandığı imgeler, çoğu zaman mitolojik ya da doğaya referanslarla güçlendirilmiştir. Örneğin kadınları bazen bir nehir, bazen bir ağaç, bazen de bir dağ olarak tasvir eder. Bu imgeler, kadınların hem güçlü hem de yaşam veren yönlerine dikkat çeker.
Onun şiirlerinde kadın bir coğrafyadır. Meçhul bir kıtadır.
Macellanın Macerası şiirinin bir bölümünde şöyle der:
“Sökemedim bitürlü tarihinizi
Asıl asıl coğrafyanızı
Hâlâ hâlâ meçhul bir kıt’a
Kırk yıllık kadınımın bacakları arasından
Avuçladığım o Atlanta.”
Bu satırlarla erkeğin ettiği zulüm ve haksızlığın nedenini, kadın ruhunu ve bedenini keşfedemeyişine bağlar. Kadınları gizemli kıta Atlantis’e benzetir. Kimilerine göre müstehcen dizeler içeren şiirin özünde, ana tanrıçalıktan kovularak günümüzde aşk nesnesine indirgenen kadına önemini anımsatmak vardır.
Kadınlara ne durumda olduklarını, HAL-İ KEYFİYET şiirinde şu mısralarla anımsatır:
“Metropolislerimizde kadınların haylisi
Aynayla yatar kalkar
Erkeklerin epiysi de
Aynasız ve de aynasızların zorundan
Zar zor yaşar.”
Poetikayla Politika eserinde, kadını toplumda gerçek yerini alması için açıkça davet eder:
“En çelimsiz kızımızda bile baş veren
O silkiniş var ya,
O türkü, o öfke, o erkeklik
Kıvılcımlarla üreyip güçlenecek,
Güçlenecek, güçlenecek, güçlenecek…”
Bu dizeleriyle, bir arzu nesnesi olmak yerine yüreğini ortaya koyması gerektiğini; fiziksel eksikliklerine rağmen kadınların da “erkekler” gibi olabileceklerini anlatır.
Sofistler dünyasında felsefenin at sineği kabul edilen Sokrates ne ise, erkek egemen modern toplumun üvey şairi Can Yücel de odur.
Peki, bu kadar özgür bir ruh sistem için zararlı sayılıp cezasız kalabilir mi?
Tabii ki kalmaz.
Son olarak, 1997 yılında Leman dergisinde yayımlanan “Kadın Diye” isimli şiirinde Meryem Ana ile ilgili kullandığı ifadeler nedeniyle yargılanır.
Doğa ana, evladına yapılan bu kadar zulme daha fazla sessiz kalmaz ve onu 12 Ağustos 1999’da yanına alır. Böylece dava düşer. Sözlerimi, uğradığı haksızlıklara bir saygı duruşu olarak o malum şiirle bitirmek istiyorum:
“ Hep üzülüyorum kadın doğmadım diye
Kimbilir ne oyunlar oynardım erkeklere
Halt etmiş yanımda meryem ana
Bilmezdim bile
İsa’yı kimden peydahladığımı
Haksız mı çıkardım?
Yoo
Sanki erkek takımı
O kadar erkek
Ve Allah’ına kadar hırt ki…”
Işıklar içinde olsun. Bir kadın olarak onunla aynı coğrafyayı paylaşmak benim için büyük bir onurdur.

