ÇUKURKUBUR ÇOREVİNDE ÇAY DEMİNDE DEMİR KESTİ ULEMA
Haykırarak saldırdı, “dur” dedi aykırıya
Dipçikti geri tepti, koptu gayret kuşağı
Yağ kuyruğu, kuyruk yağı ve dahi yağlı kuyruk
Kuyruk olup kavruluk karıldı kollokyumda
Yağ yağısı üç bilgin, “Sütsüzlerin mayası
Ayran üfleyenlerin sütüne kaldı bugün!”
Savıyla bekindiler ve mugayir bir çimen
Serptiler çimentoya
Laktoz dadılarıyla helvakoz kadıları
Elde gezmedeyken ele geçtiler bulvarda
Hafif ye hafif konuş, dedi bir kabadayı
Al gövdeni şekilsiz, hıfzını bozdur da gel!
Yağlı tohum travması gözleniyor kızlarda
Abrazif metotlarla deşarj olmuş bu hasta
Cam balkonda dümeni müderrisler kavradı
Her sokakta iki BÖM kuduruyor zabıta
Eritmeci kızların galoşları çatıda
Akçıl kamu kavramakta zorlanıyor hedefi
M. Mümtaz Tuzcu / Biçti Geçti, Temmuz 2025, s. 67
Haykırarak saldırdı, “dur” dedi aykırıya
Dipçikti geri tepti, koptu gayret kuşağı
Aykırı bireyler, sözünden dönmemek, boyun eğmemek, teslim olmamak gibi özellikler taşır. Edebiyatımızda Nesimi gibi, Pir Sultan Abdal gibi, Hallac-ı Mansur gibi…
Üzerinde yaşadığımız dünyada bunca yanlış, bunca haksızlık varken. Savaşlara, soykırımlara, açlıklara rağmen. Hatta açların, çıplakların üzerine bombalar yağarken, dünyanın tamamı denilebilecek bir kalabalığın susması ne garip. Ama toplumlar aykırı düşünemediği ya da sindirildiği için kalabalıkların bir yığın olarak eylemsizlik içinde, nefes alıp vererek oksijen tüketen birer canlı gibi yaşadığı dünyada, birilerinin buna itiraz etme cesaretini göstererek aykırı konuma düşmesi olmuştur ve olacaktır. Kalabalık toplulukların aykırıya saldırmasının ilk sebebi gücün ve güçlünün yanında olma refleksidir. Alışılmış bir düzenden kopma fikri toplumları endişelendirir, hele ki ezber bozan aykırı görüşlerin getirdiği belirsizlik ortamını bu topluluklar bir hastalık olarak görür. Tıpkı körler ülkesinde görmenin bir kusur, bir hastalık kabul edilmesi gibi bir durumdur bu.
Şair M. Tuzcu şiirin ikinci dizesinde “Dipçikti geri tepti, koptu gayret kuşağı” Dizesiyle tahammülsüzlük karşısında itiraz edenin yalnızlığı ve kırılganlığını hissediyoruz. Aykırının geri çekilmesi fikrinin değiştiğinden değil, sadece mücadele enerjisi bırakılmadığındandır.
Yağ kuyruğu, kuyruk yağı ve dahi yağlı kuyruk
Kuyruk olup kavrulup karıldı kollokyumda
Yağ yağısı üç bilgin, “Sütsüzlerin mayası
Ayran üfleyenlerin sütüne kaldı bugün!”
Savıyla bekindiler ve mugayir bir çimen
Serptiler çimentoya
Şiirin bu bölümünde güç karşısında bundan korunmak ve nemalanmak isteyen hatta nemalanan, gücün karşısında eğilen insanlar ile onların sadakatini anlatıyor. Çünkü güç korku yaratır, korku ise sahte bir sadakati doğurur. İçinde yaşadığımız dünyada güç yanlısı (yağcı) tiplerin öncelikli amaçları kendilerine konfor alanı yaratıp sonrasında ise bu alanı koruyup büyütmektir. Bazıları içinse bu güçlü olana yönelme alışkanlığıdır çünkü bu davranış insanın bireysel sorumluluğunu hafifletir hatta yok eder. Dünyadaki çoğu ülkeler arasında dahi durum böyle değil midir?
Şair M.M. Tuzcu şiirinde bu anlattığımız türden bireylerin eylemlerinin görüşüldüğü toplantıya “kollokyum” diyor. Kollokyum, latince colloquim; karşılıklı konuşma, müzakere demektir. Bir çalışmanın türü değil, yapılmış bir çalışmayı tartışma biçimidir. “Yağ yağısı üç bilgin” ile şair yağcı (yalaka), menfaatçi ve dönek insan tiplerine işaret ediyor. “Ayran üfleyenlerin sütüne kaldı bugün!” dizesi ile günün değişmediğini, “bekindiler” ve “mugayyir” sözcükleri ile inatla, sabırla beklemeyi ve “çimen” ile sabırla bekleyenin iyiden yana olmasını, sonrasında ise bunların çimentoya serpilmeleri ile de şiirin ilk bölümünde olduğu gibi aykırı olan iyinin mücadele enerjisinin çaresiz kılınmasına işaret etmektedir.
Yaşadığımız çağda durum böyle değil mi? İnsanın, doğanın, emeğin ve ekmeğin, çoluk çocuk demeden yerle bir edilen coğrafyalar üzerine yukarılarda, zirvelerde kollokyumlar yapılmıyor mu? Tüm dünya insanları her şeyi görüyor ve biliyorken kalabalıklara karışıp susmuyor mu?
“Laktoz dadılarıyla helvakoz kadıları
Elde gezmedeyken ele geçtiler bulvarda
Hafif ye hafif konuş, dedi bir kabadayı
Al gövdeni şekilsiz, hıfzını bozdur da gel!
Yağlı tohum travması gözleniyor kızlarda
Abrazif metotlarla deşarj olmuş bu hasta”
“Laktoz” bildiğimiz gibi süt şekeridir. “helvakoz” ise içinde fındık, fıstık, ceviz bulunan helvadır. Şiirdeki “kadılar” ise daha çok mecaz olarak, bir konu ya da tartışmada her şeyi ben bilirim diye yalnız kendine ait doğruları karşısındakilere dayatan ve kendisini otorite sanan kişileri temsil eder. “Hıfz” ezberde tutulanlardır. “Abrazif” çizilme aşınmasıdır, iki cisim arasına giren yabancı sert bir parçacığın oluşturduğu çizilmedir, yüzey zımparalayan aşındıran malzemedir. Abrazif’le toplumu baskılayan, istenilen şekle sokanı, kusurlu görünenin istenilen şekle sokulmasını anlatır.
Koz helvası yiyenlerin, zulme suskun toplumlara sunduğu daha doğrusu lütfettiği yaşamsal ihtiyaçlarıdır şeker. Zulme, yıkıma, soykırıma uğrayanların susmasını, itibarsız bir şekilde çekip gitmelerini emredendir o kabadayı. Bütün bu travmaların içinde toplumları hasta edendir, hıfzı bozdurandır o kabadayı. Yağlı tohumun travmasıdır kızların rahat hayat yaşam beklentisi. Ve abrazif’le toplumu baskılayan, kusurlu görünenin istenilen şekle sokulmasını anlatır ama her halükarda deşarj olmuş gözükse de hastadır.
“Cam balkonda dümeni müderrisler kavradı
Her sokakta iki BÖM kuduruyor zabıta
Eritmeci kızların galoşları çatıda
Akçıl kamu kavramakta zorlanıyor hedefi”
Şair M.M. Tuzcu’ya bir sohbetimizde “BÖM” nedir? Diye sormuş ve şöyle bir cevap almıştım: “BÖM Beslenme Öğütme Merkezi’nin kısaltmasıdır.” Demişti. Akçıl kamu ile de yeryüzündeki halkların aklıselim kanaat önderlerini kastettiğini düşünüyorum.
“Cam balkonda dümeni müderrisler kavradı” dizesiyle şair, yeryüzünde hemen hemen insanlık tarihi kadar eski olan kutsal idareyi kastetmektedir. Dünya üzerinde hemen hemen yüzlerce inanç ve her birinin belki de binlerce temsilcisi var ve bunların her biri kendi inancı içerisinden konuşur. Bütün bunların her birinin ortak hayali, yeryüzünün tek kutsal otoritesi olmaktır. Çünkü bunu gerçekleştirdiklerinde bu otorite ve etrafındaki yancılar yeryüzünün mutlak hâkimi olacaktır. Tarih boyunca ve günümüzde dahi kendilerini inanç temsilcisi olarak kabul ettirenler, sıra eleştiriye gelince kendilerini eleştirmenin tanrıyı eleştirmek olduğunu söyleyecek kadar ileri gitmiyorlar mı? Bütün bunlara rağmen elbette iyi niyetli dini liderler olmuştur.
Şiirin kalan dizelerinde ise dünyada bütün bu olumsuzluklar olurken, şairin dediği gibi ya BÖM lere ne demeli? Yeryüzünde azımsanmayacak derecede açlık, sefalet kol gezerken yediklerini öğütmek için çabalayan ve bunları hiç aklına bile getirmeyenleri anlatıyor “galoşları çatıda” metaforu ile. Ve ne zor dünyadır ki “akçıl kamu” bilgeler dahi yazımın başından beri anlattığım olaylar karşısında şaşırmış durumda.
Ve tüm bunların ışığında şiirin başlığına dönecek olursak, “Çukurkubur Çorevinde Çay Deminde Demir Kesti Ulema” da “Çukurkubur” derin bir kabir, “Çorevi” yas, keder evidir. Milyonlarca insanın bombalar altında kadın, çocuk demeden katledilmesi, evlerinden sürülmesi çukurkubur çor evi değil de nedir? Bütün bunlar olurken dünyanın seyretmesi hatta güçlü olanın meydan okuyan, saldırgan tavırlarına söz sahiplerinin keyfince sözde sorun çözmesi ise ulemanın çay deminde (kolay ve keyifli) demir kesmesi değil midir?
M.M. Tuzcu’nun bu şiirinden yola çıkarak absürt şiirin izlerini arayacak olursak absürt ; “mantık dışı, açıklaması olmayan, yaşamın anlamsızlığını veya uyumsuzluğunu vurgulayan şeylere denir.” Sanatta, özellikle şiirde ise dünyanın saçmalığını şiire dönüştüren bir türdür. Absürt şiirde anlatım ile nedensellik arasında bağ yoktur. Dilin kurallarını umursamaz, nesneler ve kavramlar yer değiştirebilir çünkü absürt şiirin amacı anlamdan öte anlamı değiştirmektir. Hatta bazen sözcükler ya da anlamları okur alakasız bulabilir.
M.M. Tuzcu’nun bu şiirinde absürt olanları, söz ya da dizeleri arayacak olursak; “Ayran üfleyenlerin sütüne kalmak”, “mugayir bir çimen”, “Abrazif metotlarla deşarj olmak”, “ BÖM”, “Eritmeci kızlar”… gibi. Kitapta (Biçti Geçti) , M.M. Tuzcu şiirlerinin hemen hemen tamamında bilinçli bir şekilde yapılan kopukluğu, mantık dışılığı, özellikle beklenmedik sözcüklerle beklenmedik çağrışımları görüyoruz. Şiirler de sözcüklerin tutarsızlığını yaparken anlamından öte etkisini zorluyor. Kendisine ait türetilmiş deyimler, yeni sözcükler ve kısaltmalarla da karşılaşıyoruz. Şiirlerinde sözcüklerin anlamı ile bağlamı arasındaki açı oldukça geniş olup, bu sebeple yoğun çağrışımın peşindedir. En çok dikkat çeken bir özelliği ise nesnelere genellikle sıra dışı görevler yüklüyor.
Sonuç olarak; M.M. Tuzcu şiirlerinde absürt şiirin birçok özelliğini net olarak görüyoruz. Ona göre mantık dışı görünen imgeler aslında bilinçaltının mantığıdır, yani anlam var ama bu zihne gelen ilk anlam değil. Bu durum aslında onun şiirlerinde sürrealizmin izlerini aramaya da zorluyor. M.M. Tuzcu şiirleri çok zor bir bulmacayı çözmek gibi bir şey, eğer zor bulmacaları çözmeye meraklı ve şiiri de seviyorsanız kesinlikle öneririm.
Aygün EROĞLU


Güzel. Devam.