Kökümüz Bir

Yazı Kategorisi:Edebiyat
Yayınlama Tarihi:2 Nisan 2026
Görüntüleme Sayısı:68

Salondaki ağır sessizliği bölen duvardaki saatin tıkırtısıydı. Sema, Bahar ve Kerem; annelerinin ağırlaşan nefesi eşliğinde, salondaki tanıdık koltuklara birer yabancı gibi iliştiler. Bahar, halının desenine kilitlendi. Sema, pencerenin kenarındaki tozu sildi gözüyle. Kerem ise saatten başka hiçbir şeye bakmamaya yeminliydi sanki. Bakışlar birbirine değmemek için kaçtıkça, odadaki gerginlik saatin tıkırtısına eklenip canlı bir şeye dönüşüyordu.

Annenin nefesi bir an durur gibi olduğunda, üçü de aynı anda doğruldu. Kimse kimseye bakmadı ama hepsi aynı korkuyu yaşadı. Bahar mutfağa yöneldi, Sema pikeyi düzeltti, Kerem saatin durup durmadığını kontrol etti. Yıllardır birbirlerine dokunmamışlardı belki ama aynı anda aynı evde bir şey yapmayı hâlâ biliyorlardı.

Büyük kardeş Sema, titizlikle ütülenmiş ipek pantolonunun kırışmamasına gayret ederek koltuğun ucuna ilişti. Çantasından çıkardığı ıslak mendille sehpanın tozunu alırken bir yandan da annesinin ilaç kutularını toplayıp boy sırasına diziyordu.

Sehpayı silerken mendil sehpanın üzerinde her gidiş gelişinde, zihninden susturamadığı ses yankılanıyordu. Sadece siliyorsun Sema… Sanki buradaki kiri pası silince, annenin ölüme yaklaşan solgunluğunu yok edebilecekmişsin gibi. İlaçları boy sırasına dizmekle hayatı da sıraya koyabileceğini sanıyorsun. Eğer düzenliysen dünya durur. Belki o zaman veda etmek zorunda kalmazsın.

Elindeki mendili bırakıp bakışlarını Bahar’a çevirdi. Kardeşinin soğukkanlılığına, mutfaktan döner dönmez defterine eğilip kalemi kâğıda vuruşundaki ritme baktı. İçindeki ses yine konuştu. Şu hâline bak Bahar… Ne kadar da dik duruyorsun. Sanki her şeyi bir çizelgeye sığdırınca acı dışarıda kalacakmış gibi. Keşke senin gibi duygularımı bir rafa kaldırıp sadece yapılması gerekenlere odaklanabilseydim. Senin aşılmazlığını kıskanıyorum. Çünkü ben her sildiğim tozun altında aslında kendi çaresizliğime dokunuyorum.

Sonra bakışları annesinin solgun yüzüne kaydı. O an kalbindeki sızı, yumru olup boğazına dizildi. Ah anne!.. Bir zamanlar hayatımda yer kaplayan, gölgesi yeten bir dağ gibiydin. Şimdiyse bir fırtınada uçup gidecek, kurumuş bir yaprak kadar hafifsin. Seni böyle görmemek için evin her köşesini parlatmaya çalışıyorum ama parlatamadığım tek yer senin ağır uykun oluyor.

Hemen karşısında oturan Bahar, ablasının yapay çabasını izliyordu. Hayatını yalnız ve planlı sürdürmüş, duygusallığa yer açmamayı öğrenmişti. Önündeki not defterine annesinin ateş çizelgesini, hastane randevularını saat saat işlemişti. Sema’nın her şey mükemmel olmalı takıntısına, Bahar her şey işlevsel olmalı soğukkanlılığıyla karşılık veriyordu ama kalemiyle kâğıda sert çentikler atarken, zihni bambaşka bir savaşın içindeydi.

Sil bakalım Sema, o hayali tozları silince vicdanın da parlayacak mı sanıyorsun? Senin süslü cümlelerin, bitmek bilmeyen “ben ne kadar çok yoruluyorum” nakaratların… Annem sana her baktığında fedakâr büyük kızı görüyor, biliyorum.

Benim bu rakamlarım, bu hastane randevularım, bu soğuk çizelgelerimse sadece birer görev gibi algılanıyor. Kimse sormuyor, “Bahar sen bu hayatı tek başına nasıl sırtlanıyorsun?” demiyor.

Ben ağlayamam Sema. Çünkü ben ağlarsam bu evin tavanı çöker, bu ilaçlar alınmaz, bu düzen dağılır. Senin gözyaşların birer aksesuar gibi üzerine yakışıyor. Benimkilerse boğazımda birer düğüm.

Annem… Ah anne, keşke bir kez olsun sadece rakamlarla değil, ruhumla da burada olduğumu anlasan. Ben seni sayılarla hayatta tutmaya çalışırken, sen neden hâlâ Sema’nın sahte pırıltısına gülümsüyorsun?

Sonra her ikisinin de bakışları aynı anda yatağa, annelerinin solgun ve küçülmüş yüzüne kaydı. Veda korkusu iki farklı maskenin altında aynı sızıyla birleşti.

Evin en küçüğü Kerem, ablalarının bir kıvılcımla savaş başlatacak bakışmalarına daha fazla dayanamayarak sessizce bahçeye çıktı. Babası, kurumuş gül dallarını budarken dünyadan kopmuş görünüyordu. Kerem, bu kayıtsızlığa bir türlü anlam veremiyordu. Herkes aynı evdeydi ama sanki başka başka felaketlerin içindelermiş gibiydiler.

Babasına doğru attığı her adımda, içindeki çocuksu, yaralı ses daha da yükseliyordu. Bak şuna… Sanki hiçbir şey olmuyor gibi dallarla uğraşıyor. Neden bu kadar taş kalplisin baba? Annemle geçen elli yılın karşılığı bu dilsizlik mi? Ablalarım içeride bakışlarıyla birbirini yiyor, ben paramparçayım. Sense sanki bahar gelecekmiş gibi budama yapıyorsun. Bir kez olsun omzuma dokunup “Geçecek oğlum” desen… Ya da çekip vursan şu sessizliği yerden yere.

Korkuyorum baba; senin bu tepkisizliğin, aslında onu çoktan gömdüğün anlamına mı geliyor? Ben henüz vedaya hazır değilken, sen nasıl bu kadar hazır gibi durabiliyorsun?

Kerem, bu düşüncelerin ağırlığına daha fazla dayanamadı. Boğazındaki düğüm öfkeye dönüştü.

“Annem içeride bizden uzaklaşıyor, sen burada dallarla uğraşıyorsun. Annem içeride ölüyor baba, farkında mısın?”

Babası elindeki makası yavaşça bıraktı. Bir süre bakışları budadığı dalın ucunda asılı kaldı. Sonra başını doğrulttu, yorgun gözlerle oğluna baktı. Sesi, toprağın altından geliyormuş kadar derindi.

“Ağacın dalları kurumuşsa budanır oğlum. Nefes alsın diye kesersin. Bazı vedalar sessiz yapılır. Sen gürültüyle vedalaşıyorsun, ben susarak. Hangimizin canı daha çok yanıyor, bunu ancak Allah bilir.”

Kerem bahçede babasının ağır sessizliğiyle baş başa kalırken, evin içindeki sessiz hava çoktan elektriklenmişti. Sema, mutfak tezgâhındaki ilaç şişelerini sertçe yerine bırakırken daha fazla dayanamadı; elindeki bezi masaya doğru fırlattı.

“Gerçekten mi Bahar? Annem içeride can çekişiyor, sen hâlâ raporların peşindesin.”

Bahar, gözlerini ekrandan ayırmadan cevap verdi: “Sen de olmayan tozlarla uğraşıyorsun! O raporlar sayesinde annemin masraflarını karşılıyorum Sema. Senin gibi sadece ağlayarak bu ev ayakta kalmıyor.” Sema’nın yüzü öfkeden kızardı. “Sen sadece duygularından kaçmak için kendine bir sığınak kuruyorsun! Bir kez olsun elimi tutup yanındayım diyemedin.” Bahar laptopu yavaşça kapattı. “Çünkü yanındayım demekle işler çözülmüyor abla. Sen hep iyi evlat rolüyle alkışları topladın; bense hep kalpsiz görülen çocuk oldum.”

Mutfaktaki gerginlik, içerideki odadan gelen boğuk ve kesik öksürük sesiyle kesildi. Annelerinin bulanık zihninde sesler birbirine karışıyor, sözcükler anlamını yitirip acıya dönüşüyordu.

Duyuyorum sizi…

Dudakları kıpırdadı, ama ses çıkmadı. Zihninde Sema’nın elleri dolaştı önce; temiz, titiz, durmadan silen eller. Her yeri temizliyorsun… sözcükler tamamlanamadan dağıldı.

Sonra Bahar… Rakamlar, çizelgeler, saatler aktı gözlerinin önünden. Hesaplıyorsun… Her şeyi. El tutmak… Düşünce yerini kesik bir nefese bıraktı.

Kerem’in yüzü belirdi ardından; öfkesiyle küçülen, korkusuyla büyüyen en küçükleri. Babana kızma… O, benden kalan bahçedeki son parçaya tutunuyor.

Göğsü bir kez daha sıkıştı.

Kavga etmeyin…

Söyleyemedi. Sözcükler diline varmadan dağıldı. Ama içindeki direnç hâlâ aynı yere tutunuyordu: Giderken onları birbirine emanet edebilmek. Benim için değil… diye düşündü, birbiriniz için burada kalın.

Sessizlik yeniden odaya çöktüğünde annenin veda yükü biraz daha ağırlaşmıştı. Bu sessiz feryat öksürük kriziyle bölünmüş; anneleri yeniden nefessiz kalmıştı.

Üçü birden odaya daldı. Sema yastıklara sarıldı, Bahar oksijen cihazına uzandı, Kerem annesinin elini tuttu. Ölüm korkusu, aralarındaki tüm maskeleri aynı anda düşürdü.

Anneleri yeniden derin bir uykuya daldığında, daracık hasta odasında itiraflar dökülmeye başladı.

Sema, Bahar’ın eğilmeyen dik duruşunda saklı gücü gördü. Bahar ise Sema’nın bir anneden miras kalan karşılıksız şefkati ilk kez fark etti. Hiç parçası olamadığı uzak geçmişin sızısı, Kerem’in sesinde ilk kez yol buldu.

Yıllardır aralarına giren, “kimi daha çok seviyor” yarışı, annelerinin anlık nefessiz kalışıyla anlamını yitirmişti. Kerem, ablalarının yüzüne bakarken içindeki yılların burukluğu sözcüklere dökülmeden önce zihninde fırtınalar kopardı. Siz ikiniz… Annemle babamın henüz genç olduğu, evin her köşesinde kahkahaların yankılandığı eski zamanları biliyorsunuz. Ben geldiğimde yorgun bir aile buldum. Sanki siz bu evin asıl sahiplerisiniz de ben sonradan eklenmiş bir konuğuyum. Şimdi burada, annemin başında ağlarken bile aranızda görünmez köprü var. Ben hep o köprüden geçmeye çalışan ama kapıda kalan çocuk oldum. Beni korumanızı değil, beni aranıza almanızı istedim yalnızca.

Gecenin en koyu saati, yavaş yavaş gri bir alacakaranlığa karışırken, üç kardeş yıllar sonra ilk kez aynı masanın çevresinde toplandı. Mutfakta taze demlenen çayın kokusu, evdeki baskın ilaç kokusunu bastırmıştı.

Tam o sırada mutfağın kapısı yavaşça aralandı. Babaları, bahçenin toprak kokusunu üzerinde taşıyarak içeri girdi. Yaşlı adam, omuzlarındaki yükü kapının eşiğinde bırakmış gibiydi. Elindeki budama makasını tezgâha bıraktı. Masanın ucundaki boş sandalyeye, emaneti taşır gibi usulca oturdu.

Sema, babasının önüne dumanı tüten bir bardak çay bıraktı. Babası, titreyen elleriyle bardağı kavradı. Bardağın sıcaklığı avuçlarına yayıldı. Gözlerini çocuklarının üzerinde tek tek gezdirdi. Her birinde eşinden bir parça, kendi gençliğinden bir iz gördü.

Sema çayından bir yudum alıp sessizliği bozdu: “Annem, biz küçükken bir ağacın üç dalı olduğumuzu söylerdi, hatırlıyor musunuz? Kökümüz birse, yıkılmayız derdi.”

Babası başını yavaşça kaldırdı. Gözlerinde, ilk kez aşılmaz duvarların ardındaki şefkat belirdi.

“Dallar bazen birbirine dolanır, bazen rüzgârda birbirini yaralar,” dedi. Sesi hâlâ derin ama yumuşacık geliyordu. “Ama kök kurumadıkça ağaç ölmez. Ben dışarıda dalları budarken aslında kökümüzü, sizin bu masada, bu çayın kokusunda yeniden birleşmenizi bekledim.”

Kerem, babasının elinin üzerine elini koydu. Bahar, not defterini tamamen kapattı.
Mutfaktaki soğuk hava, babalarının da dahil olduğu sıcaklıkla dağılmaya başladı.

Anne, odasında hâlâ nefes nefese yatıyordu. Gözleri yarı kapalı, uykunun sınırındaydı. Çocuklarını izlerken farkındalığı yarım ama içi huzur doluydu.

Sabahın ilk ışıkları mutfak penceresinden içeri sızarken, dışarıda babalarının bahçedeki makas sesleri yeniden duyulmaya başladı.

Selma ÖZHAN

Şubat/2026

Bir Değerlendirme Yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir