KADIN OLAMAMAK.
Elif, eski bir defteri açıp sararmış sayfalarına bakarken elleri titriyordu. Mürekkep lekeleri, yıllar önce yarım kalmış cümlelerin izlerini taşıyordu hala.
Çocukken, annesinden gizli yazdığı satırlarla doluydu o defter.’’Büyüyünce ressam olacağım ‘’ demişti birinde. Bir başkasında,’’Kendi evim olacak, kimse bana karışamayacak…’’diye yazmıştı.
Ama şimdi, otuz beş yaşında bir kadın olarak o sayfalara bakarken hissettiği tek şey derin bir boşluktu. İçinde bir yerlerde hep çocuk kalmıştı ama kadın olamamıştı. Ya da toplumun çizdiği dar çemberin içine sıkıştırıldığı için kendini hiç bulamamıştı.
Mahallede büyürken en çok duyduğu söz ‘’ sus kızım ‘’ dı.
Yaramazlık ettiğinde, kahkahası biraz fazla çıktığında, merakla bir soru sormak istendiğinde hep aynı ses yankılanırdı kulaklarında. Susmak, oturmak, uyum sağlamak…
Kadın olmanın tanımı ona böyle öğretilmişti.
Çocukluğu dar sokaklarda, taş avluların içinde geçti. Bahar geldiğinde erguvanlar açardı ama ona hep pencereden baktırırlardı. Erkek kardeşleri top oynarken, o annesinin yanına oturtulur, iğne iplik tutmaya zorlanırdı Oysa parmaklarının ipliğe değil, fırçaya değmesini isterdi. Defterinin kenarlarına gizli gizli çiçekler, kadın yüzleri, gökyüzüne uzanan dallar çizerdi.
Bir gün babası, çizdiği resimlerden birin, bulmuştu. Kâğıdı buruşturup sobaya atarken,’’Kadın dediğin resimle mi uğraşır? Evini bil, yuvanı kur. O sana yeter,’’ demişti. O an, içindeki renkler siyaha dönmüştü. Çizgiler susmuş, defterler kararmıştı.
Gençliğinde, liseyi bitirtir bitirmez evlendirdiler onu. Düğün günü, beyaz gelinlik içinde aynaya baktığında, kendisini değil, yabancı birini gördü. O yabancının gözleri korku doluydu. Herkes gülüp eğlenirken, onun içinde büyüyen şey, sevinç değil; koca bir sessizlikti.
Yıllar geçti. Evlilik ona ne aşk getirdi ne de özgürlük. Mutfağın, çocuk bakımının, suskun akşam sofralarının arasında günleri birbirine karıştı. Pencereden dışarı bakarken, gökyüzünde uçan kuşları kıskanırdı. Onlar özgürdü, kanatları vardı. Oysa onun omuzlarına görünmez zincirler bağlanmıştı.
Bir gece, tartışma büyüyüp susturucu bir tokada dönüştüğünde, aynanın karşısına geçti yanaklarındaki kızarıklığa bakıp kendi kendine fısıldadı:’’Ben kadın olamadım. Bana kadınlığı öğretmediler. Bana sadece susmayı, boyun eğmeyi, beklemeyi öğrettiler.’’
O sözler, içindeki kırılmayan bir parıltıyı da uyandırdı. Kadın olmak, ona dayatılan bu hayat değildi. Kadın olmak, kendi sesini bulabilmekti.
O gece eski defterini kapatmadı. Yarım kalmış cümlelerin yanına yenilerini eklemek istedi. Elini kaleme uzattığında kalbi hızla çarpmaya başladı. Yıllardır susturulmuş kelimeler, sanki sayfanın üzerine akmak için sabırsızlanıyordu.
‘’ Ben kadın olamadım,’’ diye yazdı. ‘’ çünkü kadınlığı bana yalnızca fedakârlık, sessizlik ve itaat olarak anlattılar. Oysa kadınlık sadece anne olmak, eş olmak değildir. Kadınlık, insan olmaktır. Hayal kurmak, üretmek, sevmek, direnmek….
Bütün bunlar benden esirgendi.’’
Satırlar ilerledikçe gözyaşları kâğıda damladı. Ama bu gözyaşları acının değil, yıllardır ilk kez dile dökülen hakikatin gözyaşlarıydı. İçinde saklı kalan çocuğun sesi defterden taşar gibiydi. Elif düşündü: kadın olmak belki de hiçbir zaman toplumun biçtiği elbiseye sığmak değildi. Kendi rengini bulmak, kendi yolunu çizmekti. Çocukluğunda pencereden seyrettiği erguvan ağaçları, aslında ona hep bunu fısıldamıştı:’’ Köklerini unutma ama gökyüzüne uzan.’’
Ertesi gün, defteri çantasına koydu. Yıllardır adım atmaya cesaret edemediği kurs binasının kapısından içeri girdi. İçeride boya kokusu, paletlerin üzerinde karışmış renkler vardı. Kalbi titreyerek bir sandalyeye oturdu. Fırçayı eline aldığında parmakları hafifçe sızladı ama içindeki boşluk ilk kez dolmaya başladı.
Tuvale ilk fırça darbesini attığında. Yıllar boyunca susturulmuş sesler birden canlandı. Çizgiler, renkler, yüzler….
Hepsi sanki içinde yıllardır bekleyen kadınların çığlığıydı. Annesinin, anneannesinin, susturulmuş komşu kadınların sesi de bu renklerdeydi. Elif o gün anladı: Resim yapmak yalnızca kendi kurtuluşu değil, onlara da bir ses vermekti.
Akşam eve döndüğünde, aynaya baktı. Yıllardır ilk kez gözlerinde yabancılık değil, umut gördü. Kendine sessizce fısıldadı:’’Ben kadın olamadım dedim yıllarca. Şimdi biliyorum: kadınlık benim içimdeydi, siz izin vermediniz. Ama artık izin istemiyorum. Sesimle, rengimle, kalemimle varım. Ben kadınım.’’
Ve defterinin son sayfasına, kalın harflerle, kararlı bir cümle yazdı: ‘’ kadın olamamak diye bir şey yoktur; yalnızca kadınlığını elinden almaya çalışanlar vardır. Ve elif, o gece defterini kapatıp pencereden gökyüzüne baktığında, yıllardır ilk kez yıldızları kendi gözleriyle gördü. Onlar hep oradaydı ama o, başını kaldırmaya cesaret edememişti. Şimdi biliyordu: Her kadın kendi ışığını saklasa da, gökyüzü onu bekliyordu…
‘’ Geç de olsa ,’’ diye fısıldadı,’’ ben kendime kavuştum.’’
Ben onların gölgesinden çıktım.
Şimdi, gökyüzüne uzanıyorum.’’
DİLEK ŞENOL.


Yüreğine sağlık canım benim , Allah yolunu açık etsin inşallah 🙏🥰