Acibe SIKAR
Kuaför salonuna girdiğinde önce ses değişti.
Sonra hava.
Kimse başını kaldırmadı belki ama herkes aynı anda bir şeyin yerinden oynadığını hissetti.
Görünmeyen bir dalga gibi… içeriye yayılan adı konulmayan bir gerginlik.
Renkli gözleri vardı.
Dalgalı siyah saçları omuzlarına dökülüyordu.
Dikkatle bakıldığında güzel sayılabilecek bir kadındı.
Ama o bakışlar…
O bakışlar, yüzündeki bütün güzelliği geri çekiyor, yerine sert, keskin bir ifade bırakıyordu.
İçeri girdi.
Kapının yanında duran kuaför personeli Mine hafifçe yaklaştı:
“Hoş geldiniz, buyurun. Size yardımcı olayım…”
İşyeri sahibi Seyran, başka bir müşterinin saçıyla ilgilenirken:
“Hoş geldiniz ”dedi.
Kadın başını çevirmeden konuştu:
“Saçlarıma şekil verilecek.”
Mine, yumuşak bir sesle gülümsedi:
“Tabii, ben hazırlayayım sizi, sonra Seyran Hanım…”
Kadın, bu kez gözlerini Mine’ye dikerek sözünü kesti:
“Hayır. Sen değil.”
Başını Seyran’a doğru çevirerek:
“Geçen sefer güzel olmadı. Bu kez sen yapacaksın.” Sözlerinde tercih yoktu, bir güvensizlik, belki de daha önce hayal kırıklığına uğramış olmanın izi vardı.
Salon sahibi, elindeki müşteriden gözünü ayırmadan konuştu:
“Tamam, olur. Şu an müşterim var. Onu bitireyim, sizi alayım.”
Kadın beklemedi:
“Ne kadar sürer?”
“On dakika kadar… İsterseniz siz oturun, yardımcı arkadaşımız hazırlasın.”
Kadın oturmadı.
Salonda yürümeye başladı.
Aynalara baktı, sandalyelere baktı, insanlara baktı…
Ama bu bir bakış değildi.
İnsanların üzerinden geçen, onları yok sayan bir sertlikti. Belki de bulunduğu hiçbir yerde kendini güvende hissedemeyenlerin bakışıydı.
“Bana bir kahve yap,” dedi Mine’ye
“Tabii, nasıl olsun?”
“Sade. Sıcak. Bekletmeden getir.” Sesinde sabırsızlıktan çok bir yere yetişme telaşı vardı.
Mine hızla mutfak bölümüne geçti.
Kadın bu kez müziğe takıldı:
“Bu ne? Hangi zamandayız böyle müzikler dinletiyorsunuz. Değiştirin şunu.”
Müzik değişti.
Kadın kaşlarını çattı:
“Yok…bu da olmadı. Kapatın.”
Müzik kapandı.
Salonda tuhaf bir sessizlik oluştu.
Kadın hâlâ ayaktaydı.
“Daha çok sürer mi?” dedi, Seyran’a bakarak.
“Bitirmek üzereyim,” dedi kuaför, sakinliğini bozmadan.
O sırada Mine kahveyle geldi:
“Buyurun kahveniz…”
Kadın fincana baktı, dudaklarını büktü:
“Bu ne böyle?”
Mine şaşırdı:
“Sade kahve istemiştiniz…”
“Bu köpük ne? Kaç kere söyleyeceğim sana? Köpüksüz olacak!”
Mine fincanı geri aldı:
“Özür dilerim, hemen yenisini yapayım…”
Kadın arkasını döndü:
“Yavaşsın zaten. Biraz hızlan.”
Salondaki herkes sessizdi.
Kadın yeniden yürümeye başladı.
Aynanın önünde durdu, kendine baktı, sonra tekrar uzaklaştı.
“Seyran, daha bitirmedin mi?”
“Bitiriyorum şimdi,” dedi kuaför.
Kadın başını salladı:
“İnsanları bekletmeyi sevmem.”
Bir an durdu.
Sanki söylemek istedikleri bununla bitmiyordu ama kendini tuttu.
Tam o anda telefonu çaldı.
Ekrana baktı.
Bakışı değişti. Daha çok sert, içe doğru çöken bir bakış oldu.
Dışarı çıktı.
Kapı kapandığında salonda görünmez bir rahatlama oldu.
Sanki herkes aynı anda rahat nefes aldı.
“Zor biri,” diye fısıldadı Mine
Seyran hafifçe başını salladı:
“Hayatını bilmiyoruz.”
Müşterilerden biri; ”Zor, ama öyle doğmuyor insan.”
“Ne demek istiyorsun ?”dedi ikinci kadın.”
“ Böyle konuşan insanlar… genelde önceleri çok susanlardır.”
Bir başkası araya girdi:
“Yok canım, bazılarının karakteri öyle. Her insan illaki bir şey yaşamış, böyle mi davranıyoruz?”
Köşede oturan orta yaşlı bir kadın aynaya bakarak konuştu:
“İnsanın içi huzursuzsa, dışı da rahat durmaz kızım.”
Genç bir kadın fısıldayarak konuştu:
“Bana baktığında açıkçası korktum sanki benim içimden geçecek gibiydi.”
Bir diğeri yavaşça ekledi:
“Bence birine çok kızgın olabilir.”
Sessizlik oldu. Sanki herkes kendi ihtimaline inanmıştı.
Dışarda telefonla konuşan kadının arada sesi yükseliyor, sonra eliyle saçlarını geriye atıp tutuyordu.
“…Ben öyle demedim1”
Sessizlik.
“Hayır, sen beni dinlemiyorsun…”
Duraksıyor.
“Tamam… neyse ne?”
Sesinde gariplikler vardı. Kimse bu gariplikleri çözemiyordu.
Telefon görüşmesini bitirince kadın içeri girdi.
Ve…
Salondaki herkes sustu.
Az önce konuşanlar, bir şeylerle uğraşmaya başladı. Kimisi eline dergi aldı, kimisi aynalara baktı.
Kadın salonun içinde yürümeye başladı.
“Benim kahvem nerde?”
Mine hemen kahve getirdi:
“Yeniden yaptım.”
Kadın fincana baktı. Bir şey demedi. .Bakışları sert bir duvar gibiydi. Seyran müşterisini uğurladı:
“Gelin buyurun lütfen sizi alalım.”
Kadın durdu. İtiraz etmedi. Koltuğa oturdu. Ve koltuk döndü. Karşısına kendi çıktı.
Ayna.
Bir an sustu.
Gözleri kendi gözlerine değdi.
O sert bakışlar ilk kez bir başkasına değil, kendine yönelmişti. İnsan en zor kendine bakar. Çünkü neyi sakladığını o gözler bilir.
Bakmaya devam etti.
Kuaför saçlarına dokundu:
“Saçın çok güzel aslında sadece biraz şekil istiyor.”
Kadın bir şey demedi. Bakışları aynadan ayrılmadı. Teller ayrıldıkça, yüzündeki sertlik de çözülmeye başladı. Fönün sıcaklığı yüzüne değdikçe, ifadesi yumuşadı. Sanki yıllardır tuttuğu bir şey… yavaş yavaş gevşiyordu. Seyran hafifçe sordu. “Böyle mi bırakalım, yoksa biraz daha hareket verelim mi?”
Kadın bu kez yumuşak bir sesle:
“Sen nasıl yakıştırırsan…”
Bu, salona giren kadının sesi değildi.
Her dokunuşta biraz daha değişti.
Her şekil alışta biraz daha kendine yaklaştı.
Ve o an…
Bakışları tamamen değişti.
Koltuğu hafifçe itti.
“Seyran Hanım…” dedi.
“Çok beklettim seni, değil mi?”
Seyran gülümsedi:
“Önemli değil, olur böyle şeyler.”
Kadın başını eğdi:
Yardımcı kıza baktı:
“Yorulmuşsundur acele etme.”
Kuaföre döndü:
“Eline sağlık güzel olacağına eminim.”
Aynaya tekrar baktı.
Bu kez kaçınmadan.
Saçları bittiğinde başını hafifçe çevirdi.
Parmaklarını saçlarının arasında gezdirdi.
Ve gülümsedi.
Bu gülümseme salona giren kadına ait değildi. Oradaki herkes kadına baktı
Ben onu izlerken düşündüm:
İnsan bazen değişmez.
Sadece kendini gördüğü an, saklandığı yerden çıkar. Belki de mesele değişmek değildi. Sadece kendine yakalanmaktı.
İçimden şunu söyledim:
“Değişik bir kadın…”
Ama aslında demek istediğim şuydu:
Kendine geç kalmış bir kadın.
Çünkü bazı kadınlar kaba değildir.
Sadece uzun süre susmuşlardır.
Ve insan…
En çok sustuğu yerden sertleşir.
Bir gün o sesler önce sert çıkar,
Ama sonra yavaş yavaş kendine benzemeye başlar.
ACİBE SIKAR


