geceyi bir şairin sigarasından süzülen duman gibi düşün
dağılırken bile anlamlı, kaybolurken bile iz bırakan
işte edebiyat da böyledir
her dağılışta bir yeniden doğuş saklar içinde
şiirle başlar her şey
bir kadının gözlerinde yakalanan hüzünle
bir adamın suskunluğunda büyüyen fırtınayla
ve kelimeler, sanki yorgun bir tren gibi
kalbimizin en tenha istasyonlarında durur
romanlar vardır sonra
uzun, sabırlı ve derin
bir hayatı başka bir hayatın içine saklayan
bir çocuğun masumiyetini, bir ihtiyarın yalnızlığına bağlayan
sayfalar çevrildikçe insan kendini okur aslında
çünkü her karakter biraz bizdir
ve her hikâye, yarım kalmış bir itiraf
denemeler gelir ardından
bir düşüncenin en çıplak hali
bir kalemin, dünyayla kavgası
ya da barışı
orada yazar, kendini inkâr etmeden konuşur
okur da susmadan anlar
ve tiyatro…
insanın insana aynası
sahne dediğin şey, biraz hayatın provasıdır
ve biz hep repliğini unutan oyuncular gibi
birbirimizin gözlerine bakarak doğaçlarız kaderimizi
edebiyat, sadece yazmak değildir
bir bakışı çözmektir bazen
bir vedayı uzatmaktır, bir gelişi anlamlandırmak
bir şehri sevmek, bir insanı terk etmek
veya tam tersi
çünkü edebiyat
yaşamakla yetinmeyenlerin işidir
duymak isteyenlerin
ve en çok da
anlaşılmayı bekleyenlerin
şimdi sen de bil
bir kelimeyi güzel söylediğinde
bir cümleyi içten kurduğunda
dünyayı azıcık daha katlanılır kılıyorsun
ve belki de bu yüzden
edebiyat
her koluyla güzelleştirir insanı
çünkü insan
ancak anlattıkça tamamlanır
Kemal Kantar

