Günce’ye mektuplar
Zamanı iyileştiren geleceği saklamak ya da sıklıkla yinelediğimiz bir sözcüğün alışkanlığında kaybolmak gibi.
Kavramlar, kavranamamış yaşamlar, Klonlanmış bir gökyüzü, oyundan atılmış gezegen ve hatta kurgulanmış uzay boşluğu…
Atıklarımızın yoğunluğuyla köreliyoruz ve bu yaralı bilinç kabuğunu taşıyamıyor artık. İyileşemiyor hatta.
Bellek ah o bellek ne vakittir avuç içleriyle ilgili…
Bir anlama yolculuğuna kapılmak neyse bir canlıya dokunmak o kadar…
Solgun yüzümüzü hiçbir renk toparlayamıyor işte…
Hiç duraksamadan yaşanan kırılmalara yüklenen kurgu özellikle…
Sonrası bilinçli bir yalnızlık…
Derin kırılmalar
Kendine sakladığın o ağır hiçlik
Ve sonrası…
Kendimize biçilmiş bir duvar oyuğu sadece…
Yaşamın hangi anındayız ve neyi sağaltabiliyoruz?
Hangisi gelecek, hangisi düş, hangisi bir yaşanmışlık belirtisi…
Bir maskeden diğerine, bir beğeniden ötekine…
Bu nasıl acı tebessüm ki, hemen her şeyi çağrıştırsın…
İçimize tutunmuş bir sanrıyla yaşamak nasıl bir özgüvense, ikircikli bir ifadenin peşine takılmak da o…
Bellek ah o bellek ne vakittir avuç içleriyle ilgili…
Her yaratılan algı ya da her yaratılan gündemin merkezinde olmak
Oysa bilgiyi dinç tutan bir zihin olmalı. Bir solucan deliği, empati kurabilmenin yolu belki…
Gerçeğin akışkanlığı ya da iyinin iletkenliği gibi, bükümlü bir zamanın anlık bölümünü yoklar gibi hatta.
Oysa bu çağda herkes kendi sessizliğine öfkeli, kendi suskunluğuna ve kendi yapaylığına…
Bir tını eksikliği, bir çeşit vitaminsizlik veya bir çeşit duygu bulanıklığı…
Çünkü bu yavan hesapta, payımıza düşen dört işlemi konuşmak dahi utanç verici. Yığından arta kalan farkı ya da bireye yüklen toplamları
Oysa çoğumuz ucu açık acılarla göçüyoruz bu evrenden. Belki sırlarımızı ifşa eden o kapılar, her gün bir başka kayıpla örtünüyor üstümüze.
Kırılan her aynada daha da unutuyoruz,
Sonrası yenilenmeye susamış umut, çağın solgun renkleri gibi
Sonrası yalnızlık;
Seni uyandıran hüznün durağında bekleyip acımak gibi çoğu zaman
Kötücül sözcükler diye kızma sakın, yoksa kim hatırlatır hoyratça harcanmış adımların sessizliğini
Zaman mı,
Umut mu yoksa
Kim dile getirecek yaşadığımız dönemin hoyratlığını?
Savaş
Çocuklar,
Gıda, enerji,
Barınma ve geçinebilme telaşı…
Hangisi gelecek, hangisi düş, hangisi yaşanmışlık belirtisi…
Kendinden kaçışın zamanı olur mu?
Bir renk kendinden nasıl kaçarsa
Bir sözcük nasıl kaçarsa öyle…
Murad Evrim Demirkol

