Basralı bir anayım koptu bedenim
çiçekli basma perdelerime indi ölüm
artık savrulamayacak
kına kokulu saçları bebemin.
Silahlarınızı doğrulttunuz rüzgârlara
hep tek yönden esecekler, öğrendiler; kan
kolları, göğsü nerde bebemin
süt yığılı memem nerde
nerde sürmeli gözlerindeki can?
Bebeler anasını emmez miydi sizin oralarda
analar kuzum diye sevmez miydi bebelerini
padalyalar gibi atıldınız üstümüze de
gelincik gülüşlü çocuklarımızın
yitti bombardımanlarda sesi.
Gökler tanığıdır acılarımızın
siren sesleri, çöl kumları, Dicle’nin kadim karanlığı
-bir de ölüm-
ben Basralı bir anayım / Dünya’da ana yok mu
Kerbelâ’da, Necef’te, Bağdat’ta tırpan altındadır
bakmaya kıyamadığım gülüm.
Darlığıma sığınıyorum çocuk yaralarından
sözüm boğuluyor kınında artık
-insan yüzüm kanda-
bütünlenemiyorum kotardığım yarımlardan
Ve özgürlüğün barışın ellerine koyup ölümü
kan topluyor bir it soyu
tüm Orta-Doğu haritalarından.

