KUŞ OLMAK

Yazı Kategorisi:Edebiyat
Yayınlama Tarihi:18 Mart 2026
Görüntüleme Sayısı:147

Nasıl tuz ihtiyacını kaplumbağanın gözyaşlarını içerek gideren Julia kelebeğinin, rujların ve diş macunlarının üzerlerinde denendiği denek tavşanlarının, yaban domuzları tarafından beli ezilerek öldürülen yavru tilkinin, sülalece kapıları mesken tutmuş kapı kurtlarının öyküsünü yazdıysa dün bütün gün internette bulup sayfalarca not aldıklarıyla sığırcığın öyküsünü yazmaktı niyeti kadının. Sonra sığırcığı yazmak isteyen kadının öyküsünü yazmaya karar verdi.

Siyah tüylü sivri gagalı kısa kuyruklu üçgen kanatlı öyle ahım şahım bir güzelliği olmayan sığırcığı alelade kuşlardan ayıran neydi? Kadın onun öyküsünü yazmayı neden istiyordu? Sığırcıklar ya küçük sürüler ya devasa sürüler halinde(yüz bin ve fazlası) alaca karanlıktan hemen önce ortak konaklama yerlerinin üzerinde küreler, düzlemler, dalgalar şeklinde süzülüp dönerler. Gözyaşı, sekiz şekli, sütun gibi şekiller oluştururlar. Küçük bir grup sığırcığın veya devasa bir sürünün uçuş sırasında çok sayıda kanat çırpmasından çıkan sese “mırıltı” adı verilmiştir. Gökyüzündeki bu görsel şöleni fotoğrafçılar kaydetmiş internette paylaşmıştır. Ressamlara esin kaynağı olmuş, suluboya tablo yapılmıştır. İşte sığırcık sürülerinin internette iki kaynakta geçtiği gibi bu hava balesi, kadını sığırcığın öyküsünü yazmaya itmişti. Görev çubuğundaki dört beş gün önceki resmi açınca günbatımı İngiltere Brighton’da Batı İskelesinin üzerinde toplanmış sığırcık sürüsünün fotoğrafı etkilemişti kadını. O sürüdeki sığırcıklardan birini öyküsünün kahramanı yapmak istedi. Fotoğrafta Batı İskelesi harabe olarak nitelendiriliyordu ama o orayı kibrit çöplerinden yapılmış bir eve benzetti. Gerçi biraz kibrit çöpleri tutuşmuş ev yanmış geriye iskeleti kalmış bir görünümü de vardı ya.

Kadın sığırcığına isim koymak istedi. İlk aklına gelen de “Albert” oldu. Belki de Albatrostan. Albert kasımdan şubata değin İskandinavya’dan İngiltere’ye göç eden şubattan sonra İskandinavya’ya geri dönen sığırcık grubundan değildi. İngiltere’de yıl boyunca yaşayan sığırcıklardandı. Gökyüzünde yaptıkları hareketler rastgele değildi, birbirleriyle uyumluydu. Önemli bir mırıltı oluşturmak için en az beş yüz ila bin arasında değişen sığırcık gerekir. Büyük bir mırıltı içinse yüz bin ve daha fazla sığırcık olmalıdır. Albert büyük bir sığırcık grubundaydı. Grupların tek bir kişi gibi hareket ettiği görünse de lideri yoktur. Kolektif hayvan davranışları sergilerler. Albert en yakın yedi komşusunu takip ederdi. Buna  “açısal hizalama” denir. Komşusunun şeridine uçmaz, uçarsa ikisi de düşer. Bu  “Bir İtme Bölgesi” olarak adlandırılır. Böylece Albert hiçbir sığırcığa çarpmadan uçuşunu gerçekleştirirdi.

 Sonra kadın biraz da soru cevap gitmeye karar verdi. Sorularının muhatabı da okuyucuları olacaktı kuşkusuz. Neden Albert büyük bir sığırcık sürüsüyle uçuyor da yalnız uçmuyordu? Birkaç nedeni var: Belalıları Peregrin Şahinine av olmamak için en başta. Yalnız bir sığırcık kolay bir hedeftir. Küçük bir grup nispeten daha iyidir, koruma sağlar. Devasa sürüyse Peregrinin tek bir kuşu izole edip takibini güçleştirir. Sığırcıkların sürekli değişen hareketleri şahinin odaklanmasına engel olur, kafasını karıştırır. Başarılı beslenme gezilerinden sonra en iyi beslenme olanakları hakkında bilgi alışverişinde bulunur Albert ve diğer sığırcıklar. Böylece yiyecek toplama verimliliği artar. Üçüncü bir neden sıcaklık düzenlemesidir. Albert ve diğerlerinin soğuk gecelerde konaklamaya hazırlanırken ortak vücut ısısı çevredeki hava sıcaklığını birkaç derece arttırabilir. Sığırcıklar sosyal kuşlardır. Bu koordineli gösterileri, grup uyumunu güçlendirmek ve büyük popülasyonlar içinde bağlantılarını sürdürmek için kullanabilirler. Genç ve deneyimi az kuşlara pratik imkanı sağlar bu uçuşlar. Çevikliklerini geliştirir, karmaşık hava manevralarında tepki sürelerini arttırır.

Kadın Albert’in öyküsünü yazmayı düşünmüştü önce. Belalısı Peregrinin ona saldırması pek olacak şey değildi doğrusu. O uçuş şeklinde yanaşamazdı yanına. O zaman Albert ya gruba uymayan bir hareket yapacak Şahin onu yakalayacak ya da Albert’ın Batı İskelesi üstünde kırmızının morun tonları arasında harikulade dansını izleyecektik. Yani elbette adeta izleyecektik, yansımasını okuyacaktık. İkisi de tatmin etmedi kadını. Ya kadın sığırcığın yerinde olmak istese kuş olsa. Bu köpek kadını ısırırsa haber olmaz ama kadın köpeği ısırırsa bu haberdir örneğine benziyor. Ya da sığırcıklar insan olmak istese. Maymunlar Cehennemi filmleri yapılmadı mı. Dünyayı yöneten sığırcıklar. Kulağa tuhaf ve imkansız geliyor. Ancak internette sığırcıkların mutmurasyonu  üzerine öyle şeyler okumuştu ki kadın, hiç şaşırmazdı sığırcıkların yönettiği bir dünya olsa. Sürü robotikleri, savaş uçaklarından salınan mikro dromoler gibi askeri uygulamalarda kullanılabilirdi. Bir sürü otonom araçla çalışmak, trafik sıkışıklıklarını azaltmaya veya ortadan kaldırmaya yardımcı olabilirdi. Kanserle mücadelede de kullanılabilir diyordu bilim insanları, sığırcıkların hareketleri üzerine çalışılırsa.

“Havada karada ölüm yok” denir ya, bir kere havada ölüm yoktu. Öyle koordineli uçuyorlardı ki. İnternette sardalya sürülerinden ceylan sürülerine kadar toplu halde olunca yırtıcılar tarafından öldürülme olasılığı az deniliyordu. “Hayır” dedi kadın. Belgesellerde görüyordu o güzelim ceylanları yere yıkıyordu aslanlar, kaplanlar, leoparlar. Neredeyse her hafta sonu da sardalya yiyordu bir tabak. Kanatların var uçuyorsun saatte seksen kilometre hıza çıkabiliyorsun. İster sonbaharda İskandinav ülkelerine göç et, kış sonu Birleşik Krallığa dön. Uzun yol yap gözün gönlün açılsın ya da “ azıcık aşım kaygısız başım de kır dizini otur” dedi kadın. Fotoğraflarını, videolarını çekiyorlar tüm dünya seyrediyor seni hayran hayran. “ Ama boşver beğenilmeyi, gezip tozmayı; yalnız kalmayacaksın artık hiç, yüzbinlerce kuşla yaşayacaksın” dedi kadın kendine. Bir sığırcık yuvasında metre kare başına beş yüze kadar kuş olabiliyormuş. Bu da fazla sanki. “ Aman buldum da bunuyorum” dedi sonra hemen kadın.  

Ancak Birleşik Krallıkta kırmızı listedeymiş bu kuşlar. 1995’den bu yana popülasyonları %54 oranında tabitat kaybı, pestisit kullanımı ve özellikle iklim değişikliği nedeniyle azalmış dedi kadın. Ne yani şimdi ben omurgasızları bir tabak suyla katık edip kırk beş milimetre giriş deliği olan bir kutuda mı yatıp kalkıcam. Hani nerede binlerce soydaşımla yaptığım hava balesi? Nerede yalnız kalmadan hür olmak? Böylesi yaşamayı istemem dedi kadın. Hakikaten de kuşa dönecek hayatım.           

Bir Değerlendirme Yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir