Öykü-3
Prof. Dr. Binnur Yeşilyaprak
Başlamadan Biten Aşklara
Sonra çay içtik. Zaman geçti… “İstediğin zaman kalkabiliriz” dedim.
Saatine baktı, muzipçe gülümsedi; “saat 18:00 de bir randevu vermiştim ama
erteleyesim var; sizden ayrılmak istemiyorum” dedi.
Kabul etmedim. Saat 17:00’de kalktık, benim apartmanın önüne kadar yürüdük.
Hangi apartmanda kaldığımı göstermemi istiyordu çünkü. Caddenin karşısında
durduk ve giriş kapısını gösterdim. Yukarı işaret ederek; “köşe değil yanındaki
teras ” dedim. “Anıtkabir manzaralı, arka tarafa bakıyor.”
Kaç numaralı daire olduğunu sordu. Söyledim.
Birbirimize veda edip sarıldık yine. Çok güzel bir gün olduğunu söyleyerek ona
böyle bir gün verdiğim için teşekkür etti. “Belki de vermemişimdir, ben
almışımdır” dedim. Hoşuna gitti. Güldü. Ayrıldık.
O, caddeden karşıya geçti. Ben eve çıkmak istemedim, cadde boyunca
yürümeye başladım. İçimde büyük bir coşku duyuyordum. Sanki içim içime
sığmıyordu. Bu yüzden eve çıkıp oturmak yerine içimden taşan enerjiyi dışarıda
harcamak istiyordum.
Nasıl bir enerjiydi bu? Neden böyle bir coşku ile dolmuştum?..
Tuhaf bir durumdu bu halim. Farkındaydım.
Yedinci caddeye doğru coşku içinde yürürken kendimi çok iyi hissediyor ve
kendi halime şaşıyordum;
Ne olmuştu? Nasıl olmuştu?
Evet, bütün gün onunla beraber olmak çok güzeldi… Aylar sonra nihayet hayal
ettiğim buluşma gerçekleşmişti!..
Gerçi, düşündüğüm gibi olmamıştı ama sonunda beni kucaklamıştı. Saatlerce
karşımda ya da yanımda oturmuştu…
Şimdi o, sadece zihnimde bir hayal değil, gerçekti!.. Beraberdik. Birlikte gülüyor,
konuşuyorduk. İçimde bir sevinç ve coşku duyuyordum.
Bekleme dönemi sona erdiği için mi rahatlamıştım?
Tedirgin edici belirsizlik nihayet bittiği için mi?
‘Kız arkadaşı’ olduğunu ve onunla evlilik planları yaptıklarını öğrendiğim için mi
böyle coşku içindeydim?..
‘Neyse… Zaten kız arkadaşı varmış; ondan vaz geçmeliyim’ gibi somut bir
gerekçe ortaya çıktığı için mi?
İçimden taşan coşku, gerçekte (bastırılmış) üzüntünün, hayal kırıklığının biçim
değiştirmiş görüntüsü müydü? Neydi? Nasıl bir duygusal salınımdı bu? Hem
kaygı, hem sevinç, hem acı, hem korku…
İç içe paketlenmiş bir heyecan yoğunluğu!
O anda bunları sorgulamıyordum. Sadece içim içime sığmaz bir coşku ile
yürüyor ve etrafımla keyif içinde ilgileniyordum. Ne aradığımı bilmeden birkaç
mağazaya girip bakındım. Yolumun üzerindeki dondurmacıdan külah dondurma
alıp 7.caddenin akşamüzeri kalabalığı içinde yürürken, kendimden hoşnut bir
halde, yalayıp bitirdim. Caddenin sonuna dek yürüyüp geri döndüm.
Dönüş yolunda ara sokakların birinden davul zurna sesi geliyordu. Caddenin
karşısında durup izledim sokaktaki küçük kalabalığı.
‘Gelin alma’ eğlencesiydi…
Dayanamayıp sokağa girdim ve eğlenen kalabalığın yanına gittim. Düğün alayı,
gelini evinden almaya gelmişti:
Gelin evinin balkonuna yığılmış kadınlar sokaktaki eğlenceyi izliyor ve videoya
kaydediyorlar. Davul zurnanın çaldığı müzik eşliğinde, Damat bey ve birkaç
arkadaşı sokakta oynuyor. Etraflarındaki kalabalık el vurarak eşlik edip
seyrediyor. Oyuna katılan kadın yok…
Damat beyin karşısına geçip oynamaya başlıyorum bir anda. Gerçi oynamasını
da bilmem ama içimdeki coşku beni müziğin ritmine uyduruyor. Diğer erkekler
kenara çekilip oyun alanını Damat bey ile bana bırakıyorlar… Oynarken, davul
zurnanın bastırdığı, sesimi duyurmak için eğilip Damat beye diyorum ki;
- Biliyor musun ben profesörüm… Bak, senin için sokakta çiftetelli
oynuyorum.
Damat bey söylediklerimi duyuyor mu, anlıyor mu emin değilim… Yüzünde,
geldiğimden beri gördüğüm aynı gülümseme ile başını sallıyor sadece. Sanki
‘çok mutluyum, sevdiğim kız ile evleniyorum, hiçbir şey umurumda değil.’ ifadesi
ile yüzüne yapışmış ‘aptalca bir gülümseme’.
Ben de kendi halime bakıp yüzümde olası aynı aptalca gülümseme ile oyuna
devam ediyorum.
‘Profesör olman ne işe yaradı?’ diye soruyorum içimden, kendimle dalga
geçerek…‘Sen hiç aşık oldun mu? Sevdiğin biriyle mutlu oldun mu hiç!’
İç sesim susuyor. Verecek olumlu bir yanıtı yok çünkü.
Bir süre oynayıp Damat beye iyi dileklerimi söyleyip ayrılıyorum düğün
alayından. Keyifli zamanlarımda yaptığım gibi bir kafeye oturup hamburger
menü alıyorum. Gelen geçeni seyrederek karnımı doyuruyorum.
Eve döndüğümde neşem devam ediyor. İçimdeki heyecan geçmiyor bir türlü.
Duygu yoğunluğundan sersemlemiş durumdayım. Kendimle terapi yapacak
halde değilim. Gerek yok çünkü kendimi ‘nedensiz ve mantıksız’ bir şekilde
coşku içinde hissediyorum!
…
O gece geç saatte Özden geldiğinde hala aynı ruh hali içindeydim. Akşam yaptığı
çevrimiçi görüşme seansları bitince aramış ve gelmek istediğini söylemişti.
Elinde iki şişe bira ve biraz tuzlu fıstık ile saat 23:00 sularından sonra
kapımdaydı. Neler olduğunu öğrenmek istiyordu.
Ben de içimdeki coşkuyu biriyle paylaşmak ihtiyacındaydım zaten.
Terasa çıktık… Elimizde bira şişeleri ile ve nedensiz kahkahalarla neşeden
yıkılıyorduk! Kendimize hakim olup sesimizi ayarlamaya çalışsak da nafile!
Benim neşem ona da sirayet etmişti ve gülmekten olan biteni güçlükle
anlatıyordum.
Yandaki teraslarda ışık yoktu.
“Neyse.. rahatsız olacak kimse yok” dedim. Özden evdeki ikinci birayı içerken
ben kahkaha atmaktan birinciyi bitiremiyordum. Şişeleri tokuşturup
duruyorduk;
- Haydi, şerefe!.. Sevgiye. Başlamadan biten aşklara!
…
B.Y.
Ankara
Haziran sonu, 2023

