İKİ KOCA YÜREK

Yazı Kategorisi:Edebiyat
Yayınlama Tarihi:23 Mart 2026
Görüntüleme Sayısı:47

Bütün yalnızlıklardan uzak bir sabahın düşüyle uyanmışlardı. Hava sabah serinliğini taşıyordu. Deniz, dalgaların ritimli vuruşlarıyla köpük köpük vuruyordu kıyıya. İki yalnız yürek, iki yorgun sevda, hayata dalgın iki umut oturup yıllarca emek verdikleri denize bakıyorlardı, yıllanmış bedenlerine biraz daha sıkı sarılarak. Gözlerine baksaydınız emekle yoğrulmuş sevgiyi görürdünüz. Gülüşlerinde hâlâ bütün yalnızlıklardan uzak bir sevdanın umudu büyüyüp duruyordu gökyüzünü aydınlatan güneş gibi. Bütün yaşlanmışlıklarına rağmen yaşama direnme gücünü buluyorlardı omuz omuza uyandıkları sabahlarda.

Güneş yavaş yavaş görünmeye başlayınca karşıdaki evlerin ardından, kadın sırtındaki şalı biraz aşağıya kaydırdı. Güneşin sıcaklığını teninde hissetmek istiyordu. Güneşin sıcaklığı sırtına değil de yüreğine vurur gibi yüzü aydınlandı. Büyüdü gülümseyişi. Bunu yanında duran ve gözlerini denizden ayırmayan kocası da fark etti. Başını karısına doğru çevirince, kadın başını yıllardır ömrüne ortak olan adamın biraz çökmüş omzuna yasladı, derin bir nefes alarak. Artık ikisinin gözleri de denizdeydi.

Oturdukları yerden seslerin geldiği yöne baktılar ikisi de. İşte balıkçıların telaşı yeniden başladı. Acelesi olmayanlar daha ağlarını hazırlıyorlardı, erkenciler çoktan motorları çalıştırmıştı bile. Başlamıştı yeniden emek kavgası. Denizden ne düşerse paylarına, sofrada ekmek diye sunacaklardı çocuklarına.

İki koca yürek, dalgın bakışlarla balıkçıların telaşına kaptırmışlardı kendilerini. Birbirlerine hissettirmeden geçmiş günlerin özlemini hissediyorlardı soluk alışlarında. İşte o özlemin ağrısını dindirmek için her sabah buraya geliyorlardı. O özlemler yüreklerinde kanayan bir yaraydı ve her sabah yaralarını sarmak için geliyorlardı balıkçı teknelerini izlemeye. İkisi de geçmiş günlerin anılarına dalıp susturmaya çalışıyorlardı içinden denize çağıran o çığlığı. O sesi susturup içlerinde, denize dalıyorlardı martıların sesi eşliğinde. Eskiden martıların sesine bir de türkü eklerlerdi işe koyulurken. Oysa şimdi denizle baş edecek gücü bulamıyorlardı kendilerinde. Elleri eskisi gibi ağlarla uğraşacak kadar güçlü değildi artık.

İşte balıkçı motorları yine bütün gürültüleriyle yürüyorlardı denizin üstüne üstüne. Bir sancı daha eklendi yalnızlıklarına. Adam teknenin dümeninde, eli motoru son sürat çalıştırma heyecanında, gözlerini dikmiş gökyüzüne, havayı kontrol ediyor. Kadın ağları kontrol etmenin rahatlığında. O da gözlerini ufka dikiyor. Bir yandan da martıların sesinden bir anlam çıkarmaya çalışıyor. İkisi de düşlerinden uyandıklarında güneş evlerin üstünden iyice yükselmişti ve bütün tekneler denize açılmıştı artık.

Kadın şalını beline kadar indirdi havanın sıcaklamaya başlamasıyla. Adam kasketini başından çekip saçlarını karıştırdı hafiften. Sonra elindeki kasketi saygıyla başına yerleştirdi tekrar. Hafifçe yana döndü, kadına baktı ve kadının koluna girmesi için kolunu uzattı. Yıllardır aynı emekle yaşamış iki koca yürek yalnızlıklarına biraz daha sarılarak yaşadıkları eve doğru yürümeye başladılar, mavi gökyüzünü dalgaların gürültüsüne bırakarak…

Adam sesini kadına duyurmadan bir şeyler mırıldandı kendi kendine. Sonra arkasını dönüp denize bir daha baktı. Bu geriye dönüp bakmaların her seferinde bir parça umut daha kopup karışıyordu dalgalara. Bakışlarında bir sevincin ağır ağır sönüşü vardı sanki. Adamın dönüp denize tekrar bakmasıyla beraber kadın da denize tekrar bakıp adımlarını kocasına uydurmaya çalıştı.

Gün bitip akşam olunca ve şehrin sokaklarını ile kıyıdaki dükkânları aydınlatacak lambalar yanmaya başladığında, hâlâ yaşamak için çarpan yürekleriyle tekrar buraya gelecekler. Bu defa karşı kıyıdaki balıkçı lokantalarının seyrine dalacaklardı. İkisi de kadehlerini eskisi gibi ömürlerine, sevdalarına ve emeklerine kaldıracaklardı. Sonra çalan müziğin ritmine uyup kalkıp oynayacaklardı, günün yorgunluğunu üzerlerinden atmak için. Adam içindeki coşkuya kapılıp kadına sevdalı sözler söyleyecekti. Kadın o sözlerin yüreğinde bıraktığı sıcaklığı yüzünde de hissedip başını adamın omzuna dayayacaktı.

Gün kararıp, gökyüzü maviliğini yavaş yavaş karanlığa bıraktığında yine oradaydılar işte. Rüzgâr biraz daha serinlemiş, deniz biraz daha dalgalanmıştı. Artık dalgaların sesine uzaklardan gelen müziğin sesi de karışıyordu. İkisi de karşılarındaki manzaranın tadını çıkarıyorlardı. Rüzgâr iyice serinlemiş olacak ki kadın şalını iyice omuzlarına çekti ve ellerini göğsünde bağladı. Adam rüzgârın serinliğiyle kadına biraz daha sokuldu. Bedenleri birbirlerini rüzgârdan korumak için çabalıyordu artık.

Bütün yalnızlıklara gebe bir gecenin içindeydiler yine. İkisinin de yalnızlıktan başka bekleyeni yoktu evde. İkisi de deniz yorgunuydu ve denizden kopamıyorlardı bir türlü. Martılar yine çığlık çığlığaydı, deniz yine köpük köpük dalgalarla vuruyordu kıyıya. İkisi de yıllardır beraber olmanın verdiği alışkanlıkla birbirlerine yaslanarak, bekliyorlardı denizden uzak toprağa yakın bir günün başlangıcını.

2 Yorum

Bir Değerlendirme Yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir