Zamanın Paragrafları
Bazen bir günün içinde birkaç gün yaşamış gibi hissederim. Sizde de oluyor mu?
Bazen zaman ağırdır. Dakikalar uzar. İnsan bir anın içinde bekler; sanki o an hiç geçmeyecek gibidir. Öyle anlar olur ki zaman neredeyse durur. Bir de tam tersi vardır; yıllar bir göz kırpımında geçer. Dönüp geriye baktığında koskoca bir zaman diliminin birkaç hatıraya sığdığını fark edersin. Demek ki zaman sadece saatlerle ölçülen bir şey değilmiş. Hissedilir, yaşanır ve her insanın içinde farklı akar.
Bu zaman algısını en çok günlük hayatımda fark ediyorum. Ben bir öğretmenim. Sabah uyanıp okula gidene kadar kendimi çoğu zaman bambaşka bir zaman yarışının içinde hissederim. Okula varana kadar zaman sanki başka bir paragrafta akmış gibi gelir bana. Kapıdan içeri adım attığım an ise yeni bir paragraf başlar. Sınıfımda çocuklarımla buluştuğumda günün geri kalanından bağımsız, kendi ritmi olan bir zamanın içine girerim.
Eve dönüş yolculuğum saatle ölçülen yarım saat sürer. Ama kimi zaman o yol beş dakika gibi geçer, kimi zaman ise saatler sürmüş gibi gelir. Eve vardığımda zamanın hikâyesi yine başka bir paragraftan devam eder. Başka telaşlar, başka sesler, başka düşünceler… Çocuklar okuldan döndüğünde yeni bir sahne açılır. Onlar uyuduktan sonra ise sadece bana ait bir zaman başlar. Sanki o anlarda saatlerin akışı benim ritmime uyar; bazen yavaşlar, bazen fark edilmeden kaybolur.
Bazen günün sonunda geriye dönüp baktığımda sanki günün üçüncü ya da dördüncü gününe ulaşmışım gibi hissederim. Hatta bazen yakınımdaki arkadaşlara:
- “Günün 2. gününü kapattım, 3. gününden sizleri selamlıyorum, merhabaaa.” dediğim olur.
Bir günün içine bu kadar çok sahne, bu kadar çok düşünce ve telaş nasıl sığabiliyor diye düşünürüm. Kimi zaman da tam tersine, yirmi dört saatin hiçbir şeye yetmediğini hissederim.
Zamanın akışını en çok değiştiren şeylerden biri de yaptığımız işler belki de… On bir yılı aşkın süredir kızımın doğum günü hediyelerini hazırlamakla başlayan küçük bir heyecanım var. Zamanla bu heyecan bambaşka bir hobiye, hatta bir tutkuya dönüştü. Yeteneklerimi, bilgimi ve becerilerimi harmanlayarak hediyelik ürünler üretmek ve insanların en özel anlarına küçük de olsa bir dokunuş yapabilmek bana her zaman büyük bir mutluluk verdi.
Yeri geldi sabahlara kadar ürün hazırlayıp sadece iki saatlik uyku ile okula gittiğim oldu. Ama hiçbir zaman yorgunluk, stres ya da uykusuzluk hissetmedim. Aksine, her defasında enerjime enerji katılmış gibi hissettim. İnsanlar bunu nasıl yapabildiğimi hayretle sorar. Ama bu, kelimelerle anlatılabilecek bir deneyim değil; ancak yaşanarak anlaşılabilecek bir his.
Aslında bu sadece bize özgü bir durum da değilmiş,biliyor musunuz?
Bilim insanları zamanın algılanışının sandığımız kadar basit olmadığını söylüyor. Zaman algısının tamamen öznel bir deneyim olduğunu; duygularımızın, dikkatimizi verdiğimiz şeylerin ve içinde bulunduğumuz koşulların zamanın nasıl aktığını belirlediğini ifade ediyorlar. Yoğun duygular yaşadığımızda zaman ya çok yavaş ya da çok hızlı geçiyormuş gibi hissedilebiliyor.
Ama zamanın farklı akması sadece bir his de değil.
Gökyüzünde bunun sessiz bir karşılığı da var.
Örneğin Venüs’te…
Zaman bizim bildiğimiz gibi işlemiyor.
Orada bir gün, bir yıldan daha uzun.
Bir gün… bir yıldan uzun.
Gezegen o kadar yavaş dönüyor ki, kendi etrafındaki bir dönüşünü tamamlaması, Güneş’in etrafındaki yolculuğundan daha uzun sürüyor. Sanki zaman orada da yönünü kaybetmiş gibi… Belki de bu yüzden, hissettiğimiz bu gariplik aslında evrene hiç de yabancı değil.
Bize bu kadar tanıdık geliyor, değil mi? Bazen bir anın içinden çıkamayınca zaman uzar, genişler, ağırlaşır. Ama başka bir yerde, başka bir anda… koskoca bir yıl sessizce geçip gidebilir.
İnsan bu bilgiyi okuyunca bile “İşte bu,anlatmak istediğim bu 🙂 “ fikrine kapılabiliyor.
Belki de zaman sadece ölçtüğümüz bir şey değildir; yaşadığımız, hissettiğimiz ve anlamlandırdığımız bir deneyimdir.
Belki de gerçekten sormamız gereken soru şudur:
Zaman gerçekten akıyor mu… yoksa biz, yönünü çoktan kaybetmiş bir zamanın içinde mi ilerliyoruz?
Belki de zaman akmıyor; biz sadece onun paragrafları arasında geçip gidiyoruz.


Merhabalar ayla öğretmenim. Hislerine kalemine emeğine sağlık. Yazını çok beğendim. Sonra gözlerimi kapattım ve düşündüm benim günüm nasıl geçiyor diye. Sanırım ben kimlik değiştiriyorum. Çok ilginç bir şekilde rüyalarımda hep bekarken olduğu kıt kanaat geçirdiğimiz eski evimle ilgili rüyalar görüyorum uyanınca bir anne oluyorum beslenmeler kahvaltılar çamaşır koymalar ve gün içinde sırtımıza yüklenmiş şu an sorumluluklar bazen bir evlat olup anne baba ilgileniyoruz bazen bir eş olup iş yeri ve muhasebe konuları ile ilgileniyorum bazen evli olan kızıma bir kız arkadaş oluyorum bazen kaynana bazen gelin. Ama en az olduğum şey anda kalıp yonca olmak sanırım çünkü çevre bir hamurmuşuz gibi bizi şekillendirip duruyor. Gittiğin yol amaçları ailen hobilerin güler yüzün enerji hep devam et hep ileriye bak asla pes etmem çok harika bir iş çıkartıyorsun tebrik ediyorum seni
Çok samimi bir dille yazılmış , kaleminize sağlık öğretmenim.