Ayla KORKMAZ

Bazı eşyalar vardır; kaybolsa bile insanın içinden hiç gitmez. Benim için o eşya, anneannemin tereyağı kutusuydu. Çocukluğumun en eski anıları, anneannemin avlusunda kaldı.
Bir ahır dolusu ineği vardı. Bu yüzden evde süt, yoğurt, peynir, çökelek hiç eksik olmazdı. Ama en çok aklımda kalan, yayıkla yaptığı tereyağıdır. Tereyağını yaptıktan sonra onu kare şeklinde, kırmızı kapaklı bir sana kutusuna koyar, içine biraz tuz ekler ve donmaya bırakırdı. O kutu, mutfağın en tanıdık eşyalarından biriydi benim için. Acıktık dediğimizde tandırda pişirdiği kepekli tandır ekmeğini çıkarırdı. Tırtıklı bıçakla keser, üzerine tereyağını sürerdi. Bıçağın tereyağında bıraktığı izler ve ekmekten düşen kahverengimsi un… O görüntü hâlâ gözümün önünde.
Ne zaman anneannemlere gitsem, o ekmekle tereyağını yemeden dönmezdim. Zamanla her şey değişti. Anneannem inek beslemeyi bıraktı. O işi annem devraldı. Artık taze tereyağını, peyniri, yoğurdu, çökeleği annem yapıyordu. Günler geçti, yıllar geçti… Ve o kare cam kutu hayatımdan yavaş yavaş çıktı. Ben de onu unuttum. Daha doğrusu, unuttuğumu sandım. Ta ki anneannemi kaybedene kadar.
Onu hiç beklemediğimiz bir anda kaybettik. Hem de mutluluğun en yoğun yaşandığı bir zamanda. Yıllardır evlenmesini dört gözle beklediğimiz abimin kına gününde hastaneye kaldırıldı. Kına gecesi bitmeden ameliyata alındı. Düğünün ertesi günü vefat haberi geldi. O gece kimse tam olarak ne hissettiğini bilmiyordu. Gece düğünde, sabah ise cenazedeydik.
Düğün evi cenaze evine dönmüştü. Gece atılan tebrik mesajlarının yerini sabah başsağlığı mesajları almıştı. Bu hepimiz için büyük bir şoktu. Benim için de. Çünkü ben onun ilk kız torunuydum. Bana olan sevgisini her zaman hissettirirdi. Aramızda görünmeyen güçlü bir bağ vardı. Bu yüzden o günler benim için oldukça sarsıcıydı.
Başsağlığı sürecinde mutfağı kullanırken bir dolabın içinde onu gördüm. Küçük, kare, kırmızı kapaklı tereyağı kutusunu. O an sanki zaman geri geldi. Çocukluğum, tandır ekmeği, yayık sesi, mutfaktaki o sıcaklık… Hepsi bir anda içime doldu. Sanki anneannem bana geri gelmişti. Gözyaşlarımı tutamadım. Annemle teyzemin izniyle kutuyu ben aldım. Çünkü artık tereyağı ve diğer süt ürünlerini üretme işi bana geçmişti. Elbette ahırda inek beslemiyordum ama sütü satın alıp süt ürünlerimi kendim yapıyordum. Sanki yıllar önce anneannemin elinden çıkan o emek, şimdi benim ellerime bulaşmıştı.
Artık tereyağlarının konulacağı yer belliydi. O kutu benim için sadece bir mutfak eşyası değildi artık. Sanki anneannemin bıraktığı küçük bir emanet gibiydi. Her kullandığımda onu yanımda hissediyordum. Bu buruk mutluluğum yaklaşık beş ay sürdü. Sonra deprem oldu. Ve o kutu kırıldı. Geriye sadece kapağı ve onun fotoğrafı kaldı. Uzun süre aradım. İnternette baktım, mağazalara sordum. Yok… İnterneti tekrar tekrar taradım. Yine yok… Defalarca firmaya yazdım. Cevap yine yok. Bir süre sonra vazgeçtim. Ama aslında sadece kutudan vazgeçmiştim. Çünkü bazı şeyler kırılınca yok olmaz. Sadece şekil değiştirir.
Anneannem hâlâ benimle, bunu hissediyorum. Beni ben yapan pek çok şeyde onun izi var: değerlerimde, becerilerimde, üretkenliğimde, çalışkanlığımda, zamanı kullanışımda… Şimdi onun bıraktığı mirası çoğaltmaya ve kendi kızıma aktarabilmeye gayret ediyorum.
Kutudan vazgeçtim belki ama bu asla ondan vazgeçiş değil. Çünkü bazı insanlar hayatımızdan gitmez. Onlar yaptığımız işlerde, alışkanlıklarımızda, hatta tereyağının kokusunda bile yaşamaya devam eder.
Teşekkür ederim Nesibe Sultan. Hayatıma kattığın her şey için.


Ne içten dilekler böyle canım Aylam 🧿 Maşallah annene Rabbim sağlıcakla yıllar nasip eylesin 🤲 sevgiler selamlar
O kadar içten yazmışsın ki beni de çocukluğuma götürdün Güzelim ellerin dert görmesin Canım Teyzem Nurlar içinde uyusun senin gibi bir torunla ancak övünç duyulur yolun hep açık olsun Sevgili Ayla❤️