MERKÜRİSTAN’DA HEDİYENİN ŞEKLİ

Hüseyin Habip TAŞKIN

Yazı Kategorisi:Edebiyat
Yayınlama Tarihi:20 Şubat 2026
Görüntüleme Sayısı:37

Top top gezegenlerin birinde Merküristan varmış. Adı üstünde yuvarlak olup, uzaktan bakıldığında dış kısmı sarımsı bir renge sahipmiş. Top top gezegenlerin araları bir ışık hızı kadar uzak olsa da, Merküristan’da olaysız günler eksik olmazmış. Her olay tüm gezegenlerde duyulur duyulmaz, haberlerin en başına otururmuş. Maymunların, Aslanların, Farelerin ve Kedilerin ağırlıklı olduğu bir gezegenmiş.


Geçmişi böyle olsa da şimdiki zamanda değişen bir şey yok. Gelelim bugüne iktidar ve güç savaşları genetik yollarla yolunu bularak hayvanlar âleminde atalarının soyunu devam ettiren bir azınlık, aklınıza ne geliyorsa her şeyi elinde bulunduruyor. Bulundurması ile istediği hayvanı ileri geri sürebiliyor. Gezegenin ışıklarını karartabiliyor; istediği şekle sokup göz boyaması yapıyor. Küçümsenmeyecek kadar hayvanları sanal âlemde kendilerinden geçirip uyuşturuyorlar. Üst kattaki yağlı tabaka istediğini evirip çevirip kirli işleriyle servetlerine servet katıyor.


Merküristan’da iktidar kapanın elinde kalıyor. Kolay kolay Aslan Padişah özel olarak yaptırmış olduğu siyah deri koltuğunu, kelleleri alarak hiç kimseye kaptırmıyor. Oyun içinde oyunda güvendiği yavrucakları, eşleri, yakın olan Asayişin Başı Maymun, Kasadan Sorumlu Sarı Kedi, Erzaktan Sorumlu Beyaz Fare’nin birlikte birleşerek yapmış olduğu infaz ile yerine güçlü olan geçiyor. Bu olay devamlı tekrarlanıyor.


Aslan Padişah gaza getirilerek gelişi güzel yerlere Şato kondurur. Havalı olmakla birlikte, gösterişli mimarisiyle kendisinin dokunulmaz yüce bir varlık olduğuna çoktan inanmıştı.


Ormanlık alanın ortasına yaptırmış olduğu Şato, beyaz mermerden kare taşları ile desteklenmişti. Giriş çıkış kapısı can güvenliğinden yapılmamıştı. Şatoya giren çıkanlar sırık yardımıyla girip çıkıyorlardı.


Bir gün Kurnaz Tüccar Fare dış ülkeden getirdiği bir helikopteri Aslan Padişah’a hediye etmek için Şatonun içine tek başına iniş yapar. Kendisini karşılayan Aslan Padişah konuya girer:


“Bu acayip şeyi nerden buldun?”
Tüccar Fare önünde eğilerek elini öper:
“Allah seni başımızdan eksik etmesin.”
“Hele bir söyle senin kaşıntın nedir?”
“Yüce efendimiz bu bir helikopterdir. Düşmanların bile seni bununla yakalayamaz. Havalandı mı asilerin üzerine kurşun ve bomba yağdırıyor. Kestirmeden yaşamları sonlanıyor.”


Söylenenler hoşuna gider. Aslan Padişah bir elini şişkin karnının üzerinde gezdirir. Helikopteri yakından inceler. Tüccar Fare ile birlikte kendisini Helikopterde havalanırken bulur. Ormanlığın üzerinden geçerken:


“Tüccar Fare bu alet istediği yere bombalarını atıp, heyecan katıyor mu?”
“Yüce efendimiz şimdi deneme yapabiliriz. Şu siyah iskeletli düğmeye basmanız yeterlidir.”
Düğmeye basar basmaz ormanın derinliklerinden acayip ses yankılanır. Ardından ateşler büyür. Ormanın içinden kaçan hayvan türlerini görürler.
“Aşağıda kaçanlar için cömert hareketler yapar mı bu aletin?”
“Çok yüce efendimiz. Soldaki kanlı düğmeye basın.”


Zevkle bastığı düğmeden kurşun yağmuru ormanın içlerine yağıyordu. Kaçanların ayaklarını yerden kesiyordu. Aslan Padişah heyecanlı bir o kadar mutluydu.


“Yüce efendimiz basın bu olayın üzerine giderse ortalık karışır.”
“Buraları benden sorulur. Paranın kokusunu alan Basının başları olan Maymun, Kedi Fare ve Aslan’a ufak hediye olarak verildi mi! Kalemlerinin yazış biçimi farklılaşır.”
“Haddim olmayarak soracağım! Size itaat etmeyen olduğunu var sayalım?”
“Sen benim yaptığım eserleri duymamışsın çaylak oğlu çaylak.”
“Aman yüce efendim; namınızı duymaz mıyım? Tüm liderler yaptıklarınızı kıskanarak takip ediyorlar.”


Aslan Padişah kabardıkça kabardı. Nasıl namı duyulmasın! Çıkarı için çocuklarını boğazlayanlara altın paralarla ödüllendirmişti.


Tüccar Fare fırsattan faydalanarak:
“Yüce efendimiz. Helikopter ihalesine girmeden sizin olabilir. Kesenizin ağzını açınız…”
“Senin komisyonun nedir?”
“Efendim siz varken bana söz düşmez.”
Aslan Padişah Tüccar Fareye bakıp, sessizden:
‘Tıfıla bak sen… Ne marifetliymiş. Kasa bunun elinde olsa, beni çırılçıplak ortada bırakır.’


Parayı peşin alan Tüccar Fare kayıplara karışır. Dere tepe, uzayın boşluğuna bakılır. Yeryüzünde ve Uzayda izine rastlanmaz. Aslan Padişah sinirden öfke selinin ağır basmasıyla, ilacı olan bir suçlu bulmalıydı. Asayişin Başı Her Türlü Maymun toprağın dibine acele göndertir. Adetten diyerek cenaze töreni yaptırır. Böylelikle karın ağrısı biraz olsun hafifler. Nede olsa adaleti o sağlıyordu.


Yağmurlu bir günde şimşekler çakıyordu. Kargalar gökyüzünde süzülürken, Şatonun üzerinde, ilkel son model yapım bombaları aşağıya bırakırlar. Yüksek ve korunaklı duvarlar farklı şekillerde yıkılır. Yıkılan yerlerden Kediler, Aslanlar, Fareler, Maymunlar ellerinde silahlarıyla içeri girerler. Yatak odasında Aslan Padişah Siyah Maymunla bedenleri çıplak olarak basılır. Baskını yapanlar ilk önce Siyah Maymunu öldürür.

Aslan Padişah:
“Canımı almayın beş para etmem. Yerin dibindeki odamda altınlarımı alın.”
Aslan Padişah karyolanın yanındaki beton zeminde sırt üstü yatıyordu. Nasıl bu hale geldiğini anlayamadı! Ayağa kalkar kalkmaz ‘Ben kötü bir düş gördüm. İlahlar bana yol gösterdi.’ Vakit geçirmeden şatoda büyük bir temizlik yaptırdı. Her yer kırmızıya boyanmıştı.


Aslan Padişah ve askerleri yüksekten atlayan atlara binip, şato duvarını aşarak dışarıya çıktılar. Hep şatoda kalınmazdı ya! Birazda hayvanlarına, kendisini hatırlatması gerekiyordu. Önüne geleni falakaya yıktırdı. Aklına geldiği gibi köylülerin hayvanlarını, buğday ve arpalarını alıyorlardı.


Hayvanlar âleminde Şatoda yaşayanlar için iyi şeyler düşünmüyorlardı. Aslan Padişah boşuna beş yüz kılıçlı, kalkanlı ekibiyle dolaşmıyordu.


Hüseyin Habip Taşkın

5 Yorum

Bir Değerlendirme Yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir