AKRAN ZORBALIĞI İLE BEN

Yazı Kategorisi:Edebiyat
Yayınlama Tarihi:17 Nisan 2026
Görüntüleme Sayısı:8

Her öğrencinin Akran zorbalığını yaşamışlığı vardır. Öğrencilerin iyisi de vardır, kötüsü de vardır. İlla ki iyi öğrenci olacak değil ya, kötüleri de vardır elbette…

Evet, akran zorbalığını benim de yaşamışlığım var. Zorbalık karşısında savunmasız olduğum zamanlar, ne kötü günlerdi ya.

İlkokul yıllarımdan Lise yıllarıma kadar ne kötü anılarım oldu.

Ben daha okula başlamamıştım, çok zekiydim tabii o yıllar…

Arabaların plakalarını hem düz şekilde hem de ters bir şekilde okuyabiliyordum. Beni görenler ve bu duruma şahit olanlar birden şok oluyorlardı. Tabii bir de o zamanlar 5-6 yaşlarında çocuktum… Her yoldan geçenlere “İyi Günler! Nurten Hanım.” Ve “İyi Günler! Ahmet Bey.” Diye seslenirdim balkondan. Herkes bana gıptayla bakardı. Sonra da beni Anaokuluna yazdırdılar. Okul hayatım 7 yaşındayken başlamış oldu. Anaokulunda her oyuncak götürdüğüm de ya parçalanırdı ya da sahiplenilirdi. Ben de çok sevdiğim oyuncağım olan Amerika’dan komşumuzun getirdiği heykel gibi olan biblo gibi sert ama kırılgan bir bebeğim vardı. Onu bile kırmışlardı. Ben de çok üzülmüştüm. Sonra 23 Nisan gösterisi için hazırlıklar yapılırdı tüm okulda. Bizim gösterimiz de çok güzel ve bambaşka olmuştu. Gösteri yapılırken her oyun bitişinde halam ile ablam sahnenin arkasında kıyafetlerimi değiştirirlerdi sürekli ama sürekli. Ben de her seferin de oflardım. Ama yine de kıyafetlerimi değiştirirlerdi. O gösteri de benim kadar çok kıyafet değiştiren öğrenci yoktu. Anaokulu bitti İlkokula başladım. Tabii okumayı az-çok sökmüştüm. İlkokul birinci sınıftayken gözlerimde göz kayması oluştu, İlkokul ikinci sınıfa kadar pembe gözlüğümle okula gidip geliyordum. İlkokuldan Ortaokula kadar ki sınıfımda başka gözlük takan bir öğrenci daha vardı. Adı da: Süleyman idi. O küçüklüğünden beri gözlük takıyordu, ben ise yeni yeni takmaya başlamıştım. Tabii o erkek diye onunla hiç dalga geçilmiyordu, hep ama hep beni düşman gibi görürlerdi hem zorbalık hem de dalga geçilmeler bana karşı olurdu. Ben de sürekli ağlardım. Beni hep zayıf görürlerdi. Dalga geçilme nedeni ise; Peltek dilli, Konuşma güçlüğü ve Harfleri zorlukla çıkarabilmem…

Çıkaramadığım harfler de bunlardı: “Ç-F-J-K-R-Ş-Z” Gibi harflerdi. Mesela J ile Z harfini birbirine karıştırıp söylerdim. Mutfak kelimesine Muttag derdim. Sınıfım da Berrin adlı bir arkadaşım vardı, ona sürekli Berrin yerine Beyyin diye konuşurdum. O yüzden hep dalga geçilirdi benimle. Bana gelerek telaffuz edemediğim birçok kelimeyi söylettirirlerdi, ben söyleyemediğim zamanlar da ya saçımı çekerlerdi ya da başıma, sırtıma vururlardı. Ben o zamanlar savunmasız ve zayıf bir kızdım. 1. Sınıf benim için çok iyi geçmişti. 2.Sınıfta ise okula alışma dönemimdi. 2.Sınıfta çok güzel geçmişti, arkadaşlarla iyi geçiniyordum ve beni seven kız arkadaşlarım vardı. 2.Sınıfta bitti,3.Sınıfa başlamıştım hep aynı öğrenciler vardı sınıfımda hiç yeni öğrenci gelmedi. 3.Sınıfta yavaş yavaş dalga geçilmeler başlıyordu.3.Sınıfta bitti, 4.Sınıfa başladım. İşte dördüncü sınıfta Rehber öğretmenimiz KİTAP OKUMA sevgisini bize aşıladı. Kitap okumaya dördüncü sınıfta başlamış şimdi ki zamana kadar çok aşırı derecede sevmeye devam etmiştim. Dördüncü sınıfta öğretmenimiz ödüllü Kitap Okuma saati yapardı. Ben de o zamanlar çok yavaş okuduğum için hiç ödül kazanamamıştım. Ödüller ya kalın masal kitapları ya da her hangi çocuk kitabı olurdu. Ben de çok kıskanırdım o ödül alanları. Ama ben durur muyum? Hiç durmam. Okumamı ilerletmeye, hızlandırmaya başlamıştım. Ve öyle de oldu şimdi çok güzel ve hızlı okuyorum Kitapları… Dördüncü sınıftayken okula hemşireler gelirdi ve aşı olmak için sıraya girilirdi. Tabii ben her okula aşı geldiğinde okuldan kaçar, okulun arkasına saklanırdım arkamdan da Kardelen adındaki yakın arkadaşım peşimden gelirdi, beni ikna etmeye çalışırdı. Hem ikna eder, hem de kolumdan çekiştirerek okula geri götürürdü. Bir de o gün sınıf öğretmenimiz bir günlük izindeydi… Beni sakinleştirmek için o zaman ki okul müdür yardımcısı olan hem komşumuz hem de babamın arkadaşı olan Polat Hoca sınıfa gelmişti. O sırada aşı sırası bana gelmişti ve şırınga omzuma girince başladım bağırarak ağlamaya. Benim sesimi duyan meraklı öğrenciler sınıfın kapısına doluştular. Polat Hoca ve Kardelen beni sakinleştirmeye çalıştılar sonunda sakinleştiğim sıra da hemşireler diğer sınıflara gitmiş. Boş ders olmasın diye sınıf öğretmenimizin yerine başka bir sınıfın öğretmeni olan Yasemin Öğretmen girmişti… Yasemin öğretmen de çok iyi, çok tatlı bir öğretmendi. Benim sınıf şubem 1.Sınıftan 8.Sınıfa kadar hep C idi. Yan sınıfın yani B şubesinin öğretmeni korkutucu derece de kötü bir öğretmendi. Kendi öğrencileri dahil bütün öğrenciler Nevriye Öğretmenden korkar ve çekinirlerdi. Tabii benim de çok korktuğum ve sevmediğim bir öğretmen olmuştu.Şansa bakın ki ben ortaokuldan mezun olduktan sonra kız kardeşim büyüdü ilkokul çağına  geldi 1.Sınıftan 4.Sınıfa kadar ki sınıf rehber öğretmeni, o çok korktuğumuz öğretmen olan Nevriye öğretmen olmuştu. Ve kız kardeşim 4 sene boyunca hep kötü notlar aldı, öğretmeni çok kötü biriydi ve zekilere torpil yapar,kız kardeşim ve bazı arkadaşlarına hep kötü, zayıf notlar… Tabii ben kız kardeşim 1.Sınıfa başlamadan önce sürekli dualar ederdim içimden ve dışımdan. “LÜTFEN! NEVRİYE HOCA KIZ KARDEŞİMİN SINIF REHBER ÖĞRETMENİ OLMASIN…” Diye ama dualarım kabul olmamış, maalesef ama maalesef ki rehber öğretmeni o kötü öğretmen olan Nevriye olmuştu… Ben çok üzülmüştüm o 4 sene boyunca  keşke öğretmeni değişse de iyi bir öğretmene gelse Nevriye’nin yerine diyordum. Ama nafile hiç değişmedi o öğretmen. Sonra kız kardeşim ortokula  başladı tabii  dersleri çok iyi olmasına rağmen geçmişteki kötü öğretmen sorunu yüzünden düşük notlara düşüyordu.  Tabii o zamanlar kardeşim çok üzülüyordu bu duruma. İlkokulu EGEKENT İLKÖĞRETİM OKULU’nda, Ortaokul 5.sınıftan 8.Sınıfa kadar da KARŞIYAKA ORTAOKULU’nda ve Liseyi de Evka 5’te bulunan ve 2026 yılın da yıkılan okul olan “ÇİĞLİ İMKB ANADOLU MESLEKİ VE TEKNİK LİSESİ (ÇİĞLİ İSTANBUL BORSA ANADOLU MESLEKİ VE TEKNİK LİSESİ)”nde “GASTRONOMİ” bölümünde okudu. Şimdi de meslek  “LE DİMANCHE” adlı Fransız geç kahvaltı hizmeti veren BOSTANLI’daki küçük bir kafede AŞÇILIK yapıyor…   O zamanlar Cumartesi günleri okulda kurslar olurdu. Her sene yapılırdı bu kurslar. İşte bir Cumartesi günü dersimize Nevriye  öğretmen girmişti. Herkes bir yandan korkuyor bir yandan da ders dinlemeye çalışıyorduk. Teneffüs olmuştu, o gün de öyle bir yağmur yağıyordu ki anlatamam… İşte teneffüste anasınıfından ortaokul son sınıfa kadar birlikte aynı sınıfta olduğum Büşra adındaki çok sevdiğim arkadaşım okulun bahçesindeki kalelerden birinde sallanırken birden yağmurdan dolayı elleri kayıp, ellerini aniden kaleden bıraktı ve yere yüz üstü düştü, yüzü yani iki yanağı soyulmuştu. O gün çok kötüydü ve Sınıf öğretmenimiz olan Adnan Öğretmenim Büşra’yı kucakladığı gibi, tabii o zamanlar Çiğli Eğitim Ve Araştırma Hastahanesi yoktu, Egekent Merkez Camii ile Egekent Pazar Yeri arasında Çiğli Devlet Hastahanesi vardı Büşra’yı hemen oraya götürdü… 1 hafta okula gelemedi, okula geldiğinde de yüzünde sargı bezleri vardı ve ben o gün Büşra için çok üzülmüştüm. Haaa! 4.Sınıfta olan bir olayı da asla unutamıyorum. Sınıfta teneffüste sıramda oturmuş kitap okurken aniden engelli gibi hastalıklı bir sorunu olan sürekli Psikiyatrik ilaçlar kullanan Berk adındaki sınıf arkadaşım benim kafama hızla vurarak masaya vurdu, o esna da burnum kanamaya başladı ben de elimle burnumu kapatarak  okulumuzun dışındaki tuvaletlere koşarken okulun öğretmenler odasından çıkan sınıf rehber öğretmenimiz olan Adnan öğretmenim beni gördü ve ne olduğunu sordu, ben cevap veremeden dışarıdaki tuvalete koştum. Burnuma su çarparak kanamayı durdurmaya çalıştım, cebimdeki kağıt mendillerle de kanamayı durdurmaya çalıştım. Kanama durunca da sınıfıma geri geldim. Adnan öğretmenim ne olduğunu sordu, ben de Berk arkadaşım kafamı masaya vurdu dedim bir yandan ağlıyordum. Adnan öğretmenim ise Berk’e kızdı. Ve ben de sırama geçtim.4.Sınıfım da olaylı olarak bitmişti. 4.Sınıf bitti 5.Sınıfa başlamıştım. İlkokul 1.Sınıftan beri platonik aşkım olan sarı saçlı çok tatlı mı tatlı bir öğrenci vardı. Adı da ÖZGÜR idi. Soyadı da kendisi gibi ŞİMŞEK gibi çarpıyordu kalbime. Bir gün nasıl olduysa teneffüsteydik Özgür bahçedeydi, ben de fırsattan istifade o zaman akıllı tahta ve beyaz tahta yoktu. Kara tahta vardı. Ben de kara tahtaya kalp çizmiştim iki yanına oklar çizip ÖZGÜR bir okta ŞEYMA bir okta olacak şekilde yazmıştım, altına da “ŞEYMA ÖZGÜR’Ü ÇOK SEVİYOR…”  Diye de yazmıştım o esna da Özgür’ün sınıfın kapısından içeriye doğru geldiğini görünce hemen sıramın altına saklanmıştım. Tahtayı gören sınıf arkadaşlarım hemen gülüverdiler. O sırada Özgür de tahtaya bakmış ve çok utanmış sonra da Adnan öğretmenim sınıfa girdi ve tahtadaki yazdığım kalpli “ŞEYMA ile ÖZGÜR” yazısını görüp “Şeyma tahtayı siler misin kızım?” dedi ve bende sıramın altından çıkıp tahtayı silmiştim. Tabii ben de utanmıştım yaptığıma ama hiç pişman değildim. Adnan öğretmenim de “Bir daha tahtaya böyle şeyle yazma, tamam mı prensesim?” Demişti. Ben de “Tamam, öğretmenim.” Demiştim. İşte sınıftaki herkes öğrenmişti Özgür’e aşık olduğumu şimdi de bunun dalgasını geçerlerdi bir sene boyunca… 5.Sınıfta Adnan öğretmenim 5.sınıfa veda yemeği düzenlemişti okulun tiyatro salonunda. Veliler de davetliydi. Adnan öğretmenim tüm sınıf için CD içinde Öğrenci ve hakkındaki bilgiler, olmak istediği mesleği hazırladığı slaytların içine yazmıştı. Sıra benim slaytıma gelmişti benim olmak istediğim meslek o zamanlar “BİLGİSAYAR MÜHENDİSLİĞİ” idi.

 5.Sınıfta bitti 6.Sınıfa geçtim. İşte şimdi dersler zorlaşmaya başladı. İlkokul 5.Sınıfa kadar derslerimiz: “HAYAT BİLGİSİ, MATEMATİK, FEN BİLGİSİ, TÜRKÇE, SOSYAL BİLGİLER…” Dersleri vardı. 6.Sınıftan itibaren de dersler çoğaldı. 7.Sınıfta da Türkçe öğretmenimiz Selma öğretmenim dersimize girdi ve beni çok severdi… 3 sene boyunca Sosyal Bilgiler dersimize Nuray öğretmenim girdi.8.Sınıfta da İnkılap Tarihi Ve Atatürkçülük dersi gördük, o dersin öğretmeni de Nuray öğretmenim idi. Ortaokul da Matematik dersim çok ama çok iyiydi. Hep yüksek notlar alırdım. Ama Lise 2’de birden kötüleşti Matematik ve Geometri derslerim. 8.Sınıfta mezuniyetimden önce  okulumuz da Bahar Şenliği yapılmıştı, her şey vardı. 8.Sınıfın ortalarında okulumuza KOMEDİ DANS ÜÇLÜSÜ gelmişti. Ben havalara uçmuştum, çok seviyordum onları hemen bileti alıp salona indik tüm sınıf. Çok güzeldi gösterileri, kahkahalarla güldük çok eğlendik. Ben KOMEDİ DANS ÜÇLÜSÜ’nden en çok kilolu abiyi çok seviyorum… Televizyonda Flash TV’de bir program da sürekli çıkarlardı ama yeni KOMEDİ DANS ÜÇLÜSÜ seçmeleri yapıldı ve artık eski KOMEDİ DANS ÜÇLÜSÜ Televizyon dahil hiçbir yerde çıkmıyorlar… Bahar Şenliğine dönelim şimdi. Ağzıyla alev saçan mı dersin, sihirbaz mı dersin, top çevirenler mi dersin… Hepsi gelmişti o gün. Çok güzel şölendi benim için… Tabii yöresel yemekleri de unutmayalım. Şenlik bitti, Haziran ayında mezuniyetim oldu o da inanılmaz derecede çok güzeldi.  Haa! Ortaokul da asla unutamadığım tek olay olan “ŞİKAYET MEKTUBU” olayını anlatmasam olmaz, Yine erkek öğrencilerin bana vurup sataşdığı ve dalga geçtikleri günlerden birinde ben teneffüste dayanamamış bir A4 kağıdına içimden geldiğince hislerimi, erkek öğrencilerin bana karşı olan davranışlarını bir güzelce kağıda dökmüştüm. Sonra teneffüsün bittiğini haber veren zil çaldığında o yazdığım kağıdı aceleyle çantama atmıştım. Okul bitti evlere dağılmıştı öğrenciler. Ben de evime gelmiştim, akşam olduğunda ödevlerimi yapmaya koyulmuştum. Sonra ben uyurken Halam nasıl olduysa nasıl bulduysa mektubumu bulmuş. Ertesi gün ben okul da dersteyken Okul müdürümüz olan Cüneyt Hocaya mektubumu vermiş, Sonra da Nöbetçi öğrenci aracılığıyla beni odasına çağırmış. Bana neden bu mektubu yazdığımı sordu. Bende olanları yani benimle sürekli dalga geçip sataştıklarını ve bana sürekli vurduklarını söylemiştim. Tabii Müdür Cüneyt Hoca mektupta belirttiğim listedeki o birkaç erkek öğrenciyi odasına çağırttı. Onlar da geldiğin de bir güzel azarladı, eğer Hazal Şeyma’nın başına bir şey gelirse sizlerden bilirim, karışmayın Hazal’a… Dedi. O olaydan birkaç kez daha sataştılar. Sonra da olay kapandı mezun olduk… Haaa! Şimdi hatırladım, 2011 yılının Şubat ayının sonlarında Mart ayında APANDİST ameliyatı oldum. Şansa bakın ki o günler de okulumuz bir tören hazırlığı içerisindeydi. Ve ben de törende görevliydim. Ameliyat olduğum için katılamamıştım. Ben daha doğmamıştım. Abime küçüklüğünde LÖSEMİ teşhisi konuldu, iyileşmesi için benim doğup ona donör olmam gerekiyordu. Ben 19 Mart 1998 tarihinde doğdum ve Çok şükür ki bana ihtiyaç kalmadan iyileşti Abim.  Sonra da benim Zeka Geriliği, Dil ve Konuşma Güçlüğü, El ve Hareketler de Yavaşlık olmaya başladı. İlkokul zamanlarımda Yeşilyurt Devlet Hastahanesinde Odyometri uzmanı Dr. Yasemin vardı, çok iyi biriydi. Bana bir liste vermişti haftaya gelince getirmem için. O listede ise şunlar vardı: “BALON, SAKIZ, ÇİKOLATA KREMASI, PİPET, BARDAK” vs. Bende getirmiştim hepsini. Balonu şişir dedi şişiremedim, nefesim yetmedi. Sakızı çiğne dedi çiğnedim, şimdi sakızı sağ tarafa götür dedi götüremedim başımı sağa eğerek sakızı sağa götürdüm. Sonra da üst dudağımın üst tarafına Çikolata kreması sürdü, dilinle üst tarafı yalamaya çalış dedi. Ben dilimi üst tarafıma değdirerek yalamaya çalıştım. Dudağımın sağ ve sol taraflarına sürdü, dilim oralara yetişemedi.  Son olarak da çeneme sürdü. Onu da yapamadım. Bardak ile Pipeti aldı, bardağın içine yarısına kadar su doldurdu. Şimdi pipetle fokurdat dedi, onu başta kolay yaptım sonra da nefesim yetmedi, zorlandım. Sonuç olarak Dr. Yasemin Hanım dedi ki: “Hazal Şeyma’nın Dil Yavaşlığı var, ve dilini tam döndüremiyor. Zaten konuşma güçlüğü de var bir özel eğitim merkezine gitmesi gerekiyor.” Dedi. Halamla birlikte Karşıyaka RAM’a gidip başvuru yaptık. Sonra da ilk gittiğim Özel Eğitim Merkezi olan Karşıyaka Kardelen Özel Eğitim Merkezi vardı, şimdi kapandı mı ne oldu tam bilmiyorum… Oraya gittim iki sene boyunca sonra ne olduysa Devlet gitmemi istemedi, O Özel Eğitim Merkezini bırakmak zorunda kaldım. 2. Gittiğim Özel Eğitim Merkezi de Bostanlıdaydı. Oraya 1,5 sene gidebildim. Onda da bir sorun çıktı onu da bırakmak zorunda kaldım… Sonra da tabii başka Özel Eğitim Merkezlerine de gittim. Lisedeyken dört sene boyunca Egekent-2’deki MENEMEN ANADOLU İMAM HATİP LİSESİ’ne SBS puanım yetiyordu. Bir de o lise yeni yapılmış ve açılmış, ilk öğrencileri de bizdik. Lise 1’deyken sigara içenleri idareye şikayet etmiştim. İşte o gün sınıfımdaki tüm erkekler bana düşman kesildiler. Ben de tabii teneffüsler de Rehberlik öğretmenimin odasına gider orada saklanırdım. Okul bitti, tüm öğrenciler evlerine dağılırken benim de etrafım da MÜDÜR, REHBERLİK ÖĞRETMENİ, MÜDÜR YARDIMCISI ile birlikte beni servisin ön tarafına oturturlardı. Sonra da ailemi arayıp durumu anlattılar ve beni evin oradan almaları gerektiğini söylediler. Ertesi gün servise binip okula gelmiştim. Öğle arasındaydık o an Ablam ile Abim okula gelmişler. Sınıfın kapısının girişinde Ablam: “Şeyma, her şey yolunda mı? Bir sıkıntı var mı?” Diye seslenir, Ben de Ablama karşılık olarak: “Hiçbir sorun yok ablacığım, ben oturuyorum.” Diye seslendim. Sonra da Ablam ile Abim sınıfa gelip “Bir daha Şeyma’ya karışmayın.” Derler. Ve sınıftan çıkıp Rehberlik öğretmenimiz olan Nesligül Hocamın yanına gidip onunla benim durumum hakkında konuştular. Tabii o günden sonra daha çok bana karşı zorbalıklar devam etti. Lise 2’ye geçtim bu sefer de sınıfım ve arkadaşlarım değişti. Yeni arkadaşlarımı çok sevmiştim. Onlarda beni çok seviyorlardı. 3 Sene boyunca aynı sınıfta kaldım. Hiç dalga geçilmedi benimle, hep iyi davrandılar bana. 3 Sene boyunca yakın arkadaşlarım oldular. Sınıfımızda Tekerlekli sandalye de bir öğrenci vardı. Onun adı GAMZE idi. 3 sene boyunca onunla çok iyi yakın arkadaşlığımız oldu. 3 sene boyunca bir de kötü davrandığım, yüzüne nefretle baktığım bir öğrenci vardı. Adı da Nursena idi. Hep kavga ederdik onunla. Hem de saç-baş vuruşmalı şekilde. 3 sene boyunca bütün öğretmenler ve Rehberlik öğretmenimiz bizi barıştırmaya çalışırlardı. Hiç unutmam o Yılbaşı hediyeleşme gününü. Ben bana çıkan EDA adlı arkadaşıma KİTAP hediye almıştım. Şansa bakın ki, Nursena’ya ben çıkmıştım. Nursena bana sürpriz kutudan çıkan korkunç yüzlü palyaço hediye etmişti. Bende eve götürmüş ve evin çöpüne atmıştım. Ablam: “Bu korkunç hediyeyi sana kim aldı?” Diye sorunca hemen Nursena ile aramdaki durumu anlattım. Ablam da bir süre saklamıştı o korkunç hediyeyi… İşte lise 2’den itibaren Özel Eğitim Merkezine devam ettim. Bu sefer de Halkapınar Metrodan 1 durak sonrası olan Stadyum da EGE ARTI ÖZEL EĞİTİM VE REHABİLİTASYON MERKEZİ’ne gitmeye başladım. İlk zamanlar da Halam ile Kız kardeşim ile gitmeye başladım 4-5 hafta sonra kendim tek başıma gitmeye başladım. Her Perşembe Öğle Molasında Müdür yardımcımız olan Mustafa Hocama Dilekçemi verip Perşembe Öğle Molasında Okuldan çıkmak için onay almıştım. İşte sonra yine Perşembe günüydü Öğle molasında Mustafa Hoca’dan izin kağıdını alıp sınıftan çantamı alıp okuldan çıktım, çıkıştaki güvenlik kulübesindeki nöbetçi öğrenciye izin kağıdımı gösterip okuldan çıkış yaptım. Otobüs durağına gittim Çiğli Aktarma Merkezine giden tek otobüse bindim. Çiğli Aktarma Merkezinde Metroya binip Halkapınar Aktarma Merkezine kadar o zamanlar telefonum yoktu. Kitap okuyarak yolculuk yaptım. Halkapınar Aktarma Merkezinde indim, karşı tarafa geçmek için merdivenlerden üst kata çıktım. Stadyum durağına giden Metroya bindim. Stadyum durağına gelince indim. Özel Eğitim Merkezine doğru yürüdüm. Dil ve Konuşma Güçlüğüm olduğu için ilk dersim Ses Terapisi dersine giriyordum. Ses Terapistim olan Selen öğretmenim çok iyi, çok sevecen ve çok tatlı bir öğretmendi. Ben onu çok seviyordum ve hala da iletişimimiz var Selen öğretmenimle… Çok iyi anlaşırdık ve beni çok severdi. Şansa bakın ki eşi Fatih Öğretmen de aynı Özel Eğitim Merkezinde Öğretmen… İkisi de benimle çok güzel ve nazik ilgileniyorlardı. Ben Özel Eğitim Merkezinde 3 senelik eğitimimi tamamlamış, mezun olmuştum oradan. Ben mezun olduktan 3 sene sonra Selen Öğretmenim ile eşi Fatih Öğretmenim ayrı ayrı farklı ilçelerde Özel Eğitim Merkezi açtılar. Selen Öğretmenimin açtığı yerin adı: “ÖZEL EGE ADA ÖZEL EĞİTİM VE REHABİLİTASYON MERKEZİ” idi. Fatih Öğretmenimin açtığı yerin adı da: “ÖZEL EGE SES ÖZEL EĞİTİM VE REHABİLİTASYON MERKEZİ” dir… Şu anda iki Özel Eğitim Merkezinde de ayrı ayrı olarak hem müdürlük hem de Ses Terapistliği yapıyorlar… Çok güzel değil mi gerçekten de… Özel Eğitimdeki ikinci dersim olarak da okul derslerine yardım ediliyordu. Yani Matematik dersimi ilerletmek için Matematik çalıştırıyordu öğretmenim. Türkçe ile ilgili çalışmalar da yaptırıyordu öğretmenim. Orada o dersleri kolaylıkla yapıyordum. Hatta 2 derste de KİTAP okuturlardı. Telaffuzum ve konuşmam bir de harfleri daha iyi çıkarabilmem için… Lise 2 bitti, Lise 3’e geçtim. Tabii Lise 2’de bir form dağıtılmıştı tüm lise 2’lere, o form da lise 3’de hangi bölümde olmamız gerektiği soruluyordu… Ben de hiç düşünmeden “SÖZEL” bölümü seçmiştim. Hiç de pişman değildim yaptığım bu seçimden. İyi ki seçtim çünkü TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI dersini hem normal hem de seçmeli şekilde alıyorduk.  Tabii çok zor dersler de vardı… “ARAPÇA, KUR’AN-I KERİM, TEFSİR, HİTABET VE MESLEKİ UYGULAMA vb.” Arapça dersini çok severdim, çünkü Mehmet hocama her seferinde yardımcı olmayı çok aşırı seviyordum. Akıllı tahtayı açar, tahtadan ders kitabını açar ve kaldığımız sayfayı bulup derse hazır hale getirirdim. Mehmet hocam da benim bu davranışımdan memnuniyet duyardı… Her ders sonunda Teşekkür ederdi bana. Dersimize giren bütün hocalar beni çok severlerdi. Ben de onları çok seviyordum. Lise 3’teyken yeni bir hoca gelmişti okulumuza, yüzü biraz EİNSTEİN’a benzediği için ilk zamanlar sınıfımdaki arkadaşlarım onu hep EİNSTEİN diye konuşurlardı… Öğretmenimizin adı: HAKKI hoca idi.Ben bütün hocaları sevdiğim gibi onu da çok severdim. HAKKI hocamın girdiği dersler de şunlardı: “TARİH, OSMANLI TARİHİ” dersleridir. Ben Osmanlı Devleti ve Padişahlarına çok aşırı sevdalıyım. Bize Performans ödevleri dağıtılmıştı. Benim seçtiğim konu olarak da: “FATİH SULTAN MEHMED VE İSTANBUL’UN FETHİ” idi. Ben çok iyi hazırlanmıştım. Slayt hazırlamıştım, Slaytın sonuna da “BENİ DİNLEDİĞİNİZ İÇİN ÇOK TEŞEKKÜRLER, 1 KİŞİ HARİÇ.” Diye yazmıştım…  Hakkı hocam da teşekkür etti bana bu ödev için. Ben de o dersten sonra OSMANLI SEVDASI başladı. İyi ki de başlamış. 4  sene boyunca okulun Kütüphanesinden hiç çıkmazdım, her öğle molasında orada olurdum. Kütüphanecilik Kulübü olarak bir gün ayarlanıp KİTAP  FUARI’na gitmiştik. O gün çok güzeldi o zaman telefonum olmadığı için bizi Fuara götüren öğretmenlerden olan AYŞE hocamın peşinden hiç ayrılamıyordum. İlk defa gittiğim için çok heyecanlıydım. Sonra gelen öğrenciler ellerinde Kitap poşetleri dolu halde okula geri döndük. Ben de içim buruk şekilde servise binip eve geldim. Çünkü yanımda 20 TL’den başka para yoktu. O parayı lunaparkta çarpışan arabaya binmesi için arkadaşıma vermiştim sonra parasız bir şekilde Kitap Fuarında dolaşmak zorunda kalmıştım. O gün çok pişman olmuştum paramı arkadaşıma verdiğim için. O gün kitap alamadım belki ama en sevdiğim yabancı yazar olan SARAH JIO posterim olmuştu. Çok mutlu olmuştum. “Bana bu da yeter, Şükürler olsun!”  Demiştim içimden. O zamanlar en büyük hayalim: “EDEBİYAT – TARİH YORUMCUSU” ve “KİTAP YAZARI VE ŞAİR” olmak istiyordum…  Çünkü Lise de Matematik dersim inanılmaz derecede kötüleşince “EDEBİYAT” ile ilgili bir meslek yapmak istedim. Benim zamanım da Üniversite Sınavları olan YGS-LYS vardı. YGS Mart-Nisan aylarındaydı, LYS de Haziran ayındaydı. İlk sene YGS’ye girdiğim de LYS’ye girme hakkı elde etmiştim. LYS’e de girdim ve Üniversite Yerleştirme Tercihlerine: “TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI” ile alan 1-2 Üniversite yazmıştım. Bir de “HALKLA İLİŞKİLER VE REKLAMCILIK, ÇOCUK GELİŞİMİ” diye yazmıştım ablamla. Tabii ki de hiçbirine puanım tutmadı ve yerleşemedim.  Ben pes etmedim mezun olduktan 1 sene sonra tekrar YGS’ye girdim, bu sefer LYS’ye girme hakkım olmadı.  Yine durmadım, 1-2 sene geçtikten sonra KPSS ORTAÖĞRETİM’e girdim. O sınavdan da istediğim puanı kazanamayınca bu sefer de 2021 yılından itibaren SİYER-İ NEBİ KİTAP OKUMA YARIŞMA SINAVLARI’na her sene katılmaya başladım. Her sene girmeme rağmen derecelere giremesem de benim için öğretici ve eğitici ve de bilgilendirici bir aktivite oluyor… 2021 COVİD-19 dönemi olduğu için evde online girdim. 2022 yılından itibaren evimizin aşağısında Egekent Merkez Camii yan sokağında bulunan İmam Hatip Ortaokulunda yapıldı. Tabii bir yandan da kitabı okuyorum bir yandan da çıkmış sorulara bakıyordum internet sitesinden…  2021 yılında Çiğli de “KADIN YAZARLAR DERNEĞİ” ilk Atölyesini açıyordu. Ben “İŞ’TE ÇİĞLİ” sitesinde Atölyenin ilanını görünce dayanamadım, formu doldurdum. Başladığı gün de dolmuşa binip hemen ÇİĞLİ BELEDİYESİ’nin KONFERANS SALONU’nda hemen kendime boş yer bulup oturdum ve hemen tanışma faslına geçildi. Önce SEVİM hanım kendini tanıttı, sonra da GÜLDEN Hanım hem kendini tanıttı hem de “KADIN YAZARLAR DERNEĞİ” hakkında bizlere bilgiler verdi. GÜLDEN Hanımdan sonra mikrofonu KIZBEZ hanım aldı kendini tanıttıktan sonra “ÇİĞLİ KADIN KOLLARI” hakkında kısa bilgi verdi. Ardından sırayla Çiğli Belediyesin de çalışan bazı üyeler konuştu. İşte o ilk Atölye hafta içi her gün idi. Sonraki seneler de tek güne indirildi.  Ben ilk Atölyeye yarım yamalak gitmiştim çünkü 2021-2022-2023 yıllarında hem Pandemi yılıydı hem de benim Alerjik Astımım ortaya çıkmıştı. Bir yıl boyunca süren ağır bir öksürüklü grip geçiriyordum. O hastalık yüzünden 3 yıl gidemedim ve hiç evden de çıkamadım. 2024, 2025 ve 2026 yıllarında tam gittim. 2026 yılındayız ve devam ediyorum Atölyeye…

  VEEEEEE BU KADARRRR!

 BENİ OKUDUĞUNUZ İÇİN SONSUZ TEŞEKKÜR EDERİM…

Şeyma Örs

Bir Değerlendirme Yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir